Cevad Memduh Altar1902-1995
English | Français | Deutsch | Italiano | Español

RADYO

Ankara Radyosu
16 Ekim 1940
Saat: 21.10

SON ZAMANLARA DOĞRU OPERA
VE ULUSAL EKOLLER

Muhterem dinleyenlerim, Richard Wagner’le başlayıp yine onunla sona eren Yeni Romantizm, müzik sanatında ulusal çığırların doğmasını sağlamıştı. Oysa 19. yüzyıl boyunca Wagner sanatıyla yan yana gelmiş olan ulusal çığırlara çeşitli Slav ülkeleri de katılırken, bütün bu kollara mensup sanatçılardan hiçbiri Wagner’i en ufak bir anlamda taklit edemedi. Gerçi bu büyük sanatçıya yaklaşmak isteğiyle gösterilen gayret ve enerji bağımsız olmakla beraber, Orta Avrupa sanat etkisinden kolay kolay kendini kurtaramayan ulusal operaların meydana gelmesine neden oldu. Başı klasik Viyana üslubunun üstadı Beethoven’e, sonu müzikte empresyonizmin kurucusu Debussy’ye bağlı olan Richard Wagner’de şiir, müzik, felsefe, dramaturji ve nihayet organizasyon dehalarının bir bütün olarak gelişmesi durumu Wagner’i taklide imkân bırakmamış ve bu hal sanatçının bütün yaratılarında yenileyici olmaktan çok kendine özgü bir devrimci olarak tanınmasını gerektirmiştir.

Öte yandan Beethoven’in mutlak müzik üslubunu 19. yüzyıl boyunca klasik bir görüş ve Wagner karşıtlığından gelen bir çarpışma anlayışı içinde devam ettiren Brahms ve Bruchner gibi senfoni üstatları da Wagner üslubunun yayılmasına engel olmakta ve aynı yıllar içinde sanat dünyasını birdenbire yakıp tutuşturan Johann Strauss valsleri ise yarım yüzyıl süreyle Wagner sanatını dinlemeye alışmış olan geniş bir insan kitlesine âdeta uyuşturucu bir deva etkisi yapmaktaydı.

İşte Wagnercilerle Wagner karşıtlarının şiddetli bir kavgaya tutuştukları sıralardadır ki Fransa’da Gounod, Bizet, St. Saëns, İtalya’da Verdi, Rusya’da Glinka, Rubinstein, Çaykovski, Bohemya’da Smetana, Dvorak ve nihayet Norveç’te besteci Grieg ile gerek opera gerek senfonik müzik alanında ulusal ekole, ulusal bir çığıra temel atılmış oldu.

Filozof Nietzche’nin de söylediği gibi başlı başına bir “kültür dehası” olan Wagner’le beraber başlayan ulusal müzik kalkınmalarının arkasından, geçmişten gelen halk şarkılarıyla halk danslarına ait melodilerden vokal ve enstrümantal alanda faydalanmak imkânları da elde edildi. Ancak konusunu halktan alan bu türlü akımlar içinde Romantizm ile Yeni Romantizm’in ve hattâ yeni zamanlara özgü yaratma esprilerinin kısa bir bilançosunu yapmak zorunda kalan müzik tarihi, her şeyden önce tek tek halk topluluklarına dönmekte gecikmedi.

Müzik sanatında ulusal akımların bütün şiddetiyle harekete geçtiği sıralarda lirik karakterdeki yaratmalarıyla dünyanın her yerinde tanınmaya başlayan Fransız besteci Gounod, 1859 yılında Goethe’nin ünlü eserinden esinlenmiş olan bir metni besteleyerek meydana getirdiği Faust et Margarith adlı sahne eseriyle 19. yüzyılda Fransız ulusal operasını kurmayı başardı. Bütün yaratmalarında Orta Avrupa Romantizminin büyük üstatlarından Robert Schumann’a bağlanan bu sanatçıyı A. Thomas, J. Massenet ve Geoge Bizet gibi duygulu Fransız bestecileri izlemişler, ama bunların içinde hiçbiri Bizet kadar Gounod’ya hayırlı halef olamamıştır. Nitekim 19. yüzyıl resim sanatına ilk olarak güneyin masmavi göğünü, kızgın güneşini, ateşli mizacını sokmayı başaran Fransız ressamları yanında aynı izlenimleri müzik sanatına da eksiksiz uygulayan bu olağanüstü yetenek, eserleri arasında özellikle Carmen adlı operasıyla Nietzche’nin de söylediği gibi âdeta bir “Akdeniz müziği” yaratmıştır. Bizet 1875 yılında ve 37 yıllık bir ömrün sonunda dünyaya gözlerini yummuş ve mücadele içinde geçen bu duygulu bestecinin eserleri ancak ölümünden sonra anlaşılabilmiştir.

19. yüzyıl Fransız bestecileri arasında klasik bir anlayışla eser yaratan Camille Saint Saëns, her şeyden önce piyanist ve organist olmasına rağmen biçcok koro ve orkestra bestesinin yanında Orta Avrupa’da da sevilen operalar yazmış ve bunların içinde en çok Samson et Dalila adlı eseri sanatçıya devamlı bir şöhreti sağlamıştır.

Aynı yüzyılın ortalarına doğru ciddi Fransız operası yanında ilk önce Hervé adlı bir bestecinin yazdığı Küçük Faust ve Mamzel Nitouche adlı eserle müzik sanatında dramatik minyatür üslubu meydana getirilmiştir ki ulusal Fransız operetine yol açan bu hafif sanat tarzı 1819’da Köln’de dünyaya gelen besteci Jacques Offenbach’a önderlik etmiş ve bu verimli sanatçının günün birinde opera kartiyorları diye de adlandırılan eserleri yazmasını sağlamıştır. 102 adet sahne eseri yaratmış olan Offenbach’ın operaları arasında Hoffman’ın Masalları adlı komik-opera çok sevilmiş, Offenbach ile sanat dünyası arasında mutlu bir ilişki kurulmasına önayak olmuştur. Offenbach’tan sonra sanatçının tek halefi olan Leo Delibes ise Lakme adlı eserinde elde ettiği melodi ve orkestrasyon zenginliğiyle popüler bir kompozitör olarak tanınmış ve Offenbach’ın kurduğu hafif opera tarzı bu sanatçıyla sona ermiştir.

19. yüzyılın ikinci yarısının ortalarına kadar yalnız besteci Giuseppe Verdi ile var olan İtalyan operasına gelince: Aynı yüzyılın başlarında İtalyan operasını tek başına temsil eden Rossini’den sonra 1813’te Parma’da dünyaya gelen Verdi yetişinceye kadar İtalya’da opera sanatı hiçbir hareket gösterememiş, ama az zamanda büyük işler başaran Verdi, Rossini ile Wagner’in ölümünden sonra 19. yüzyılın sonuna kadar çağdaş bestecilerin en büyüğü olma şerefini kazanmıştır. Başlangıçta İtalyanların pek o kadar anlayamadığı Verdi sanatı, klasik bir anlam içinde meydana gelmişti. Büyük bestecinin başyapıtları arasında anılan Il Trovatore veya La Traviata adlı operalardan sonra 1871 yılında Kahire’de İtalyan operasının açılışı vesilesiyle bestelediği Aida adlı eseriyle Otello ve Falstaff adlı operaları az zamanda bütün kalpleri fethetmiş ve o ana kadar İtalyanlar elinde önemini kaybetmiş olan koloratur ses karşısında ezici anlamda tam bir dramatik ideale sahne olmuşlardır. 1901 yılında Milano’da ölen Verdi Wagner’e bağlanmış ve onun ölümünden sonra 19. yüzyıl operasının en büyük temsilcisi olarak tanınmıştır.

İtalya’da 19. yüzyıl sonlarına kadar Rossini ile Verdi’den başka hiçbir ulusal besteci adının duyulmamış olmasına karşılık Almanya’da şair besteci Cornelius komik-opera türünde bestelediği Bağdat Berberi ve Cid adlı iki operasıyla ve besteci Humperdinck çeşitli eserleri arasında bir halk operası olarak meydana getirdiği Hansel und Gretel adlı sahne eseriyle Wagner devrimini uygulamaya çalışmışlar, ancak harcanan tüm çabalara rağmen ancak 19. yüzyıl ulusal opera sanatıyla yeni bir Orta Avrupa üslubu kurmayı başarmışlardır.

Öte yandan yıllarca Güney Avrupa ile Orta Avrupa sanat kaynaklarından beslenmiş olan Slav dünyası da müzik alanında bağımsız olma gereğini duymuş ve sırf böyle bir katılımla 19. yüzyıl ortalarına doğru Rusya’da ve Bohemya’da ulusal müzik lehinde hareketler başlamıştır. Nitekim Rusya’da uzun zaman kilisenin baskısı altında kalan halk müziği ilk önce aynı yüzyılın ilk yarısında Glinka gibi ulusal bir bestecinin elinde gerçek değerini bulmuştur. Ve ilk olarak Glinka, Ruslane et Ludmilla adlı eseriyle ulusal Rus operasının temelini atmıştır. Öte yandan dönemin büyük piyano virtüozu Anton Rubinstein Orta Avrupa etkisi altında bestelediği Almanca veya Rusça metinli operalarla ulusal Rus sanatını temsil edemese bile Rus bestecilerine örnek olacak eserler meydana getirmiştir. Nihayet 19. yüzyılın ortalarına doğru Rus Yenileyicileri diye anılan Borodin, Cui, Balakireff, Mussorgsky ve Korsakow adlı 5 besteci ulusal Rus müziğine asıl kimliğini vermeyi başarmışlardır. Hiçbiri meslekten müzisyen olmayan bu beş yenileyici arasında sanatında tam bir natüralist olan Mussorgsky, Boris Godunoff adlı sahne eseriyle öz anlamda ulusal operayı yazmış, bu suretle yenileyicilere yürüyecekleri yolu en doğru bir şekilde göstermiştir. Rus bestecileri arasında Korsakow, tamamiyle halk kaynaklarından yararlanarak ulusal üslupta yazdığı sahne eserleri arasında daha çok Sadko, Çarın Nişanlısı, Mozart ve Salieri ve nihayet Saltan adlı operalarıyla başarılı bir kolorist, kudretli bir armonixi olduğuna sanat dünyasını inandırmıştır.

Bu beş kişi dışında kalan ve eserlerinde geniş anlamda bir lirizmi açıklamış olmasından dolayı daha çok Orta Avrupa romantikleri arasında incelenen Piotr Çaykovski’ye gelince: yeni Rus sanatını temsil etmesi gereken bu yetenekli sanatçı, dramatik ve epik karakterden tamamen yoksun olmasına rağmen sahne müziği alanında eser yaratmak ve az zamanda uluslararası opera repertuarına kabul edilen Yevgeni Onegin adlı operası yanında Maça Kızı, Mazeppa, Yolanthe ve nihayet Demirci Vakula adlı eserlerinde sanatçının bütün senfonik eserlerinde görülen ince ve ulusal bir lirizm hakim olmuştur.

Ulusal Çek operası ilk olarak Liszt’in piyano öğrencisi Smethana tarafından kurulmuştur. 1824 yılında Leitomischl’de dünyaya gelen Smethana, Gottenburg şehrinde uzun zaman orkestra şefi olarak çalışmış, 1866 yılında Prag’daki ulusal Çek tiyatrosu şefliğine atanmıştır. Smethana uzun bir tecrübe döneminden sonra gerçek bir Mozart inceliği içinde bestelenmiş olan Satılmıs Nişanlı” adlı sahne eseriyle Bohemya’da ilk Çek operasını kurmayı başarmıştır.

19. yüzyılın ilk yarısından 1875 yılına kadar kısmen paralel olarak gelişen Fransız, İtalyan, Alman, Rus ve Çek operalarından sonra yine İtalya’da Verdi’nin kurduğu esaslar üzerinde yepyeni bir opera hareketinin başladığı görülür. Aynı yüzyılın sonlarına doğru ulusal çığırların olgunlaşmaya yüz tuttukları sırada baş gösteren bu hareket, bir yandan geçen yüzyılın opera varlığını 20. yüzyıla devretmekte, öte yandan son yılların sanat dünyasını bile etkisi altına almış olan yeni bir ulusal sanatın doğmak üzere olduğunu müjdelemekteydi. Bu nedenle büyük besteci Verdi’den aldıkları ilhamla 19. yüzyılın sonlarına doğru bu yeni sanatı kurmayı başaran genç İtalyan bestecileri, tamamiyle natüralist bir temel üzerine “Verismo” üslubu diye adlandırdıkları gerçekçi bir anlayışı geliştirmişler ve konusunu günlük hayattan seçen samimi bir halkçılık yoluyla “Gerçek Operası” diye anılan yepyeni bir dram tarzı meydana getirmişlerdir.

“Verismo” üslubu anlamında bestelediği Cavalleria Rusticana adlı operayla Verismo üslubunu bizzat kurmuş olan besteci Mascagni, sırf bu gerçekçi eseriyle sanat dünyasını bir anda tutuşturmuş, böylelikle Orta Avrupa sanat esprisine tamamen ters bir sanat yönü yaratmıştır. İtalyan Verismo üstatlarından Mascagnı’ye Pagliacci adlı operasıyla rekabet eden ve yalnız bu operası kendisine büyük bir şöhret sağlamış olan besteci Leoncavallo’ya gelince: Leoncavallo, aynı çığırın önemli şahsiyetlerinden Puccini’nin kazandığı derin ilgi karşısında halkın kendisini artık tutmadığını görünce, Palyaço operasının sağladığı şöhretle yetinerek meydanı tamamen Puccini’ye bırakmıştır.

Çevrenin fazla ilgisini çekmemekle beraber sonraları genç İtalyan çığırının asıl başı olduğu kabul edilen Puccini, Wagner üslubunu İtalyan Verismo üslubuyla birleştirerek meydana getirdiği Tosca adlı operasıyla rakipleri arasında en önemli sırayı almayı başarmıştır. Sanatçının öteki eserleri içinde bilhassa Tosca ile Madame Butterfly operaları uluslararası repertuarın standart eserleri arasında her zaman seyredilmektedir.

İtalyan Verismo tarzının en son temsilcisi besteci Wolf Ferrari’dir. Öteki eserleri yanında Meraklı Kadınlar ve Suzan’ın Sırrı adlı iki opera daha bestelemek suretiyle genç İtalyanlar çığırını bugüne kadar devam ettirebilmiş olan Ferrari ile 19. yüzyılda başlayan ve kısmen 20. yüzyıl içinde de seyreden bir sanat geleneği sona ermiştir.

Muhterem dinleyenlerim, Wagner’den sonra 19. yüzyıl boyunca yerel ve ulusal özellikleri açıklanmış olan opera sanatının zamanımıza kadar geçirdiği aşamalar hakkındaki incelememizi burada bitirirken, bu sanatın yüzyıllar boyunca ancak edebiyat ile yaptığı işbirliği havası içinde gelişebilmiş olduğunu hatırlatmak isterim.