Cevad Memduh Altar1902-1995
English | Français | Deutsch | Italiano | Español

ESERLERİMAKALELER

Bu belgeyi Word Dökümanı Olarak İndirebilirsiniz!

1.6.1976

 

İNSAN SESİ ÜZERİNE

Cevad Memduh Altar

“Bu yazı,
Ankara Çoksesli Müzik Derneği Korosunun
değerli şefine ve üyelerine
armağanım olsun!”

 

            Fiziksel bir fenomen olan sesin de hoşa gideni, gitmeyeni var. Güzel diye nitelenen seslerin en başında insan sesinin geldiği muhakkak.

            Düzenli sesin söze dönüşmesi, dilleri yaratmış, salt sesin simgesel gücü ise müzik dünyamızı oluşturmuştur. Bu uçsuz bucaksız sanatın temel alfabesi olan 7 ses, yüzyıllar boyunca ne derece verimli bir yaratış gücüne sahip olduğunu tüm dünyaya kanıtlamıştır.

            İnsanlık tarihinde sesi, zamanın düzenli parçacıkları olan ritmin kucaklamasıyla ilkel oyunlar türemiş, ritimle birleşen sese sözn de katılmasıyla ezgiler oluşmuş, yerel renkler ve özellikler, folklor ayrılıklarına yol açmış, folklor özellikleri ise, ulusal sanat müziklerine dönüşmüştür. Yüzyıllar boyunca olup biten bu tür eylemler, doğal bir gelişimin gereği olduğu kadar, insan emeğinin katkısıyla olağanüstü güçte anlatım ilkelerinin meydana gelmesine de olanak sağlamıştır; yani ses sanat olmuştur.

            Güzel sanatların arasına, sesin de kendine özgü gelişimiyle katılması, birtakm yan oluşumları da gerektirmiştir; örneğin aletlerle elde edilen seslerin yaratımına olanak sağlayacak teknolojik çabalara başvurulmuştur. Böylelikle gelişimini günümüze kadar sürdürmüş olan, çok sayıda normalize ve standardize müzik aletleri ortaya çıkmıştır. Bu enstrümanların bir kısmı, uygulama tekniği ve kendine özgü renk kapsamından ötürü, büyük ilgi görmüş ve sırf yapısal karakterinden gelen özel bir literatürün doğmasına olanak sağlamıştır (piyano literatürü, keman literatürü v.b. enstrüman literatürleri gibi). Bütün bu uğraşlara paralel olarak, müzik alanında bir de orkestra literatürü oluşmuştur. Çağdaş bilim ve sanatın uluslararası nitelikteki ortak tekniğinen elde edilen her enstrümanın kendine özgü renk kapsamından doğan çağrışım gücü, besteciye salt müzik alanında bile, anlatma, hatırlatma ve hikâye etme yeteneği sağlamıştır.

            Rönesans’tan da önce gelişimini sürdürmüş olan müziksel anlatımda, günün birinde tek ses de yetmemeye başlamıştır ve her sese aynı anda birlikte tınlayacak bir başka ses de bulunmuş, ama zamanla o da yetmemiştir; ruhsal yaşamın iniş çıkışını daha da etkin bir anlatım gücüyle simgeleyen çeşitli çokseslilik türleri bulunmuş ve elde edilen sonuçlar bilimsel sistem ve yöntemlere bağlanmıştır; büyük sanatçılarla eğitimcilerin, pedagogların, virtüozların yetişmesini sağlayan konservatuvarlar kurulmuş, zamanla üniversiteler müzikte ihtisası doktoraya kadar götüren bilimsel araştırmalara alan olmuştur. Bütün bunlar da göstermektedir ki, insanlığın müziksel anlatım çabasının gelişimine olanak sağlayan emel etken, tabiatın verdiği 7 masum sesin akıllara hayret veren becerisinden başka bir şey değildir.

            Ama unutmamalıdır ki, bütün bu çabalar içinde, varlığını bugüne kadar hiç değişmeden sürdüren tek doğal alet, yalnız ve yalnız insan sesini oluşturan boğaz mekanizması, yani boğazın ses telcikleri ile bu telciklere havayı yansıtan akciğerlerdir. Doğanın eliyle oluşmuş mükemmel bir org! Bu alet için bu yoldan elde edilecek müziksel yaratıları aynı güçte karşılayacak başka bir alet söz konusu olabilir mi? İşte zamanla bu aletin de uçsuz bucaksız bir literatürü meydana geldi. Büyük ses pedagoglarının, böylesine bir literatürün de doğmasında, dünya çapında üne ulaşmış büyük okuyucuların yetişmesinde geniş ölçüde yardımları olmuştur.

            Batıda, özellikle şan literatürünün doğmasına, koro literatürünün gelişmesine büyük emeği geçmiş olan İsviçreli ünlü müzil pedagoğu, ilkokul öğretmeni Hans Georg Nägeli (1779-1836), Lied sanatı üzerine kaleme aldığı bir yazıda, şöyle bir cümle kullanmaktan kendini alamamıştır: “...Sanatın ışıklı dünyasında, en köklü ve en yapıcı bir kapsam olmanın niteliğini sonsuza kadar sürdürecek olan tek öz, güzel bir sese bağlı olarak okunan sözdür”. Nägeli’nin bu yorumu, insan sesinin kültürel değerini kesin bir doğrulukla belirtmesi bakımından büyük önem taşmaktadır. Müziksel yaratılara özgü anlatım esprisinin, sadece insan sesinde olağanüstü güce ulaştığı inkâr edilemez bir gerçektir. Yalnız insan sesine dönük bir esprinin sanatı olan Giuseppe Verdi yaratıları, bu gerçeği tam anlamıyla kanıtlamıyor mu? Hele çoksesliliğin vokal müzik alanında yarattığı olağanüstü nitelikteki eserleri enstrümantal sanatla karşılamaya imkân var mı? Nitekim alet müziğinin eşsiz dâhisi, senfonici Beethoven bile, insanoğlunun yücelme çabasına adadığı 9. Senfoni’sinde, enstrümantal müzikle dile getiremediği duyguları, ancak insan sesiyle verebileceğine inanmış ve bu büyük eserin son bölümünün ağırlık noktasını, korodan ve şan solistlerinden yararlanarak, insan sesi üstünde geliştirmiştir.

            Lied ve opera partilerini okuyan ses sanatçılarıyla koro partilerini okuyan sanatçılar, ses organlarına bağlı renk farklılıkları bakımından olduğu kadar, kalın ve ince seslere doğru ulaşabildikleri en ileri düzeyler bakımından da, insan sesinin önce dört ana gruba (soprano, tenor, alto, bas) ayrılması zorunluğuna tabiatıyla uymuşlar ve bu fiziksel gerçeğin yanı başında oluşan bilimsel yöntemlerle, estetik kurallara göre, seslerini geliştirmeyi ihmal etmemişlerdir.

            Müziksel dramatizasyon sanatında daha ileri aşamalara ulaşıldıkça, yukarıda açıklanan dört renk grubunun altı renk grubuna bölünmesi zorunluğu ortaya çıkmış, özellikle 19. yüzyıl opera sanatında şu altı gruba göre eser yazma isteğine, opera bestecileri memnunlukla ayak uydurmuştur: 1) Dramatik soprano, 2) Koloratur soprano, 3) Lirik tenor, 4) Kahraman rollerine özgü tenor (Heldentenor), 5) Ciddi bas, 6) Buffo (komik) bas.

            Olağanüstü bir sanat eylemi olarak nitelediğim koro çalışmalarına gelince: Müzik sanatının bu konuda temel prensibi, frekans farklılıkları bakımından oluşan dört renk grubunun gerektirdiği müziksel dokuyu işleyip meydana getirmek ve okuyucnun koroya özgü disipline eksiksiz uymasını mümkün kılacak bilinçle güçlenmesine olanak sağlamaktır.

            Koro çalışmalarında, okuyucuların kişiliklerine bağlı renk özelliklerinin değil de, okuyucuların gruplar halinde yansıtmakla yükümlü oldukları kollektif renklerin büyük önemi vardır ve bu yolda başarı, ancak topluluğun oluşturacağı kollektif bir virtüozlukla mümkündür.

           Müzik sanatının değişik kolları arasında en kıdemli tür olan vokal müzik de, çeşitli amaçlara yönelik uygulamaları gerektirmektedir ve bunların en ideali, muhakkak ki eşliksiz a capella korodur. Bu tür uğraşıya örnek olarak, Almanya’da Leipzig kentinin 400 yıllık geleneği olan Thomas Müzik Lisesi’nin erkek çocuk korosunu (Thomanerchor) göstermek gerekir ki, bu koroyu uzun süre büyk sanatı Johann Sebastian Bach da (1685-1750) yönetmiştir.

            Benim bu yazıyı yazmamda başlıca etken, çok sevdiğim arkadaşım Muzaffer Arkan’ın, Ankara Çoksesli Müzik Derneği’nin korosunu yetiştirmedeki yorulmak bilmez çabası olmuştur. Kendisine bundan sonraki çalışmalarında da üstün başarılar dilerken, insan sesine yönelen bir sanat türüne emek vermiş olmasına ve özellikle a capella sanatına gönülden bağlılığına duyduğum hayranlığı burada açıkça belirtmek isterim. Dilerim Tanrıdan, çoksesli Türk sanat müziğinin gelişiminde zengin folklor hazinelerimizden ulusal bir a capella literatürünün oluşup yayılmasında Muzaffer Arkan’ın ve aynı yolda çalışanların sürekli katkısı olsun.