Cevad Memduh Altar / Makaleler / ANKARA DEVLET KONSERVATUVARI KIRK YAŞINDA
Cevad Memduh Altar1902-1995
English | Français | Deutsch | Italiano | Español

ESERLERİMAKALELER

Bu belgeyi Word Dökümanı Olarak İndirebilirsiniz!

11 Eylül 1976’da
Milliyet’te çıkan yazının tamamı.

 

ANKARA DEVLET KONSERVATUVARI
KIRK YAŞINDA

Cevad Memduh Altar

“Ankara’da bir konservatuvar
ve bir Temsil Akademisi
kurulmakta olmasını zikretmek
benim için bir hazdır.”
1936, Gazi Mustafa Kemal

            Ankara Devlet Konservatuvarı, 6 Mayıs 1976 Perşembe günü 40. doğum yılını kutladı. 40 yıl önceki 6 Mayıstan bugüne geliyorum ve görüyorum ki geçmiş yılların gelişim grafiği kıvanç verici oluşumlarla dolup taşmış.

            Kırk yıl önce Ankara’da bir Devlet Konservatuvarı niçin kurulmuş? Büyük Millet Meclisi bu kuruluşa 1940 yılında niçin kanunsal kişilik tanımış? Bu iki önemli sorunun cevabını, o günleri yaşamış bir sanat yazarı olarak, sayın okurlarıma aşağıda vermeye çalışacağım.

            Bizler için ölüm-dirim sorunu olan Bağımsızlık Savaşı zaferle sonuçlanınca, Gazi Mustafa Kemal’in bilimde ve kültürde gelişime özellikle önem vereceği bir gerçekti; nitekim de öyle oldu: Ata’nın Büyük Millet Meclisi açılış nutuklarında, bilime ve sanata değinen uyarılarla sık sık karşılaşıldı; ve bunların arasında, kültür tarihimzie mal olmuş olağanüstü nitelikte deyişler yer aldı. Gerçekten de Gazi, bu nutukların birinde şöyle diyordu:

                        “… Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü,
                        musikide değişikliği alabilmesi kavrayabilmesidir…”

            Büyük bir anlam taşıyan bu inanç, ulusal müziğimizin çağdaş anlamda gelişmişlik düzeyine bir an önce ulaşabilmesini öngörüyordu. Bunu başarabilecek kurum ise, ancak Devlet’in kurabileceği bir konservatuvar olabilirdi. Acaba ulusal müziğimiz, çağdaş bilim ve sanatın uluslararası nitelikteki ortak tekniğinden yoksun mu kalmıştı. Ne yazık ki bu soruyu “Hayır” diye cevaplandırmaya olanak göremiyorum.

            Memleketimizde 19. yüzyıl başlarından bu yana girişilen reform çabalarının gereği olarak, güzel sanatlarımızın müzikten gayrı her kolunda, çağdaş teknikten yararlanarak eser verebilmenin bilincine zamanla varılmış, Türk resim sanatı, bundan yüz yıl kadar önce minyatürden, müzikteki çok-sesliliğin bir bakıma paraleli sayılan, kendine özgü perspektifli bir uygulamaya dönüşebilmişti. Müzikte ise tek-seslilik, yakın bir geçmişe kadar egemenliğini sürdürebilmiştir. Ulusal kaynaklardan kopup gelen duygusal yaşantılarımızı, bunun sonucu olarak, çağdaş bilim ve sanatın uluslararası nitelikteki ortak tekniğinden yararlanarak tüm dünyaya sunabilme, başkalarının kendilerini uzak ülkelere kadar tanıtabilmelerine olanak sağlayan teknik araç ve gereçlerden yararlanabilme olanağından yoksun kalıyor ve tanınamıyorduk. Yani bizler burada, uluslararası ortak teknikten yararlanarak, ileri sanata örnek olan Bach’ları, Beethoven’leri ve daha nice nice yabancı güzellikleri, kendi orkestralarımız, kendi müzikçilerimizle uygulayıp anlamaya, sanat anlayışımızı bu yoldan da geliştirmeye çalışırken, Batı, bizim eserlerimizi, uluslararası nitelikteki ortak tekniğe dayanmadığı için uygulayamıyor, yani bizi, kendimize özgü çağdaş kültürümüzle tanımıyordu. O halde yapılacak iş, uluslararası nitelikteki ortak teknikten yararlanmaktı ve bütün bunlar, kendi kendine, şundan bundan meşk edilerek öğrenilemeyeceği için de sanatçılarımıza akademik öğrenim vermek gerekiyordu.

            İşte Ankara Devlet Konservatuvarı bu noksanı ortadan kaldırmak için kuruldu ve 40 yılda olağanüstü nitelikte sonuçlara ulaştı. Unutmayalım ki, son elli yıldır Batıda ve Amerika’da, müzik öğrenimi üniversitelerde de yapılmaktadır. Zamanımızda kültürlü bir besteci, yüksek ihtisas öğrenimini 10-11 yılda ancak tamamlayabiliyor; üstelik müzik doktorası yapabilme olanağına da sahip olabiliyor. O halde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in, daha 1924’lerde bu alanda neler yapmak istediği, şimdi tüm inceliğiyle ortaya çıkmıyor mu? İtalyan Rönesansı’nda müzik sanatının, resim ve heykel sanatlarından 90 yıl kadar sonra reforma kavuşabilmiş olduğunu düşünerek mi avunalım? O zamanlar, ortada örnek yok gibiymiş, öğrenimi kolaylaştırıcı araç, gerek ve yöntemden insanlık bir ölçüde yoksunmuş, her şeyi baştan arayıp bulmak gerekmiş. Ama bugün, olanaklar var, yöntemler hazır. Sadece yönetimin bunları yararlı doğrultuda değerlendirmesi, bundan sonrası için olsun vakit kaybını önlemesi gerekiyor Şükredelim ki, Ankara Devlet Konservatuvarında geçen 40 yılımız, idealist ellerin yardımıyla boşa gitmemiştir.

            Devlet Konservatuvarının bugüne kadar olan yaşamına geriye doğru bir bakış atabilmek için, kanaatimce 40 yıl öncesine değil, 52 yıl öncesine kadar gidip, İstiklal Marşı’mızın bestecisi, viyolonist rahmetli Zeki Üngör’ü saygı ve hayranlıkla anmak gerekir. Çünkü Ankara’da 1924 yılında onun eliyle kurulan Musiki Muallim Mektebi, 1936’ya kadar geçen 12 yıllık süre içinde, orta okullarımızın müzik öğretmeni ihtiyacını karşılamak üzere, meslekten müzik eğiticileri yetiştirmiştir. Böylesine değerli elemanlar yetiştirmiş olan kurum, 1929-30 yılında, Avusturyalı ünlü mimar Prof. Egli’nin projesine göre yapımı tamamlanan bugünkü binaya kavuşuncaya kadar, o zamanki Ankara’nın tenha bir semti olan Cebeci çayırının kenarındaki üç eski kerpiç ev ile Hatip Çayı semtindeki yıkık bir tekkeden yararlanarak, öğretim ve yatakhane ihtiyacı karşılanabilmiştir.

            Tüm yoksunluklara rağmen değerli öğrencilerimiz, öğrenip hizmet etme tutkularını gene de tatmin etmişler ve yurt hizmetinde yıllarca yararlı olmuşlardır. Gene bu feragatli evlatlarımızın elde etmiş oldukları başarılar iledir ki, müzik, tiyatro, opera ve bale sanatları için bir Akademi kurma ilkesine, daha o tarihlerde el atılmıştır. Nitekim 1934 yılında bir Millî Musiki ve Temsil Akademisi’nin kurulması yolunda hazırlanan bir kanun, Büyük Millet Meclisi’nce onaylanarak resmî gazetede de yayımlanmıştır. Ne var ki, bu proje 1936 yılına kadar gerçekleştirilememiş ve ancak 1936 yılında Musiki Muallim Mektebi’nin içinde ve kurumun öğrencilerinden seçilen elemanlarla, bugünkü Devlet Konservatuvarının çekirdeği olan konservatuvar sınıfları kurulabilmiştir.

            Bütün bunları anlatmaktan maksadım, günümüzün en elverişli olanaklarıyla Ankara Devlet Konservatuvarında öğrenimlerini sürdüren değerli gençlerimize, bu mutlu günleri ağabeylerinin, tüm yoksunluklara rağmen, ne içten bir gönül tokluğu ile hazırlamış olduklarını hatırlatmak içindir.

            Ankara Devlet Konservatuvarının kuruluşuna geniş ölçüde emekleri geçen, zamanın devlet adamları ve bakanlık yöneticilerinden de söz etmeyi görev bilmekteyim. Onun içindir ki, Millî Eğitim Bakanları rahmetli Abidin Özmen ile rahmetli Saffet Arıkan’ın ve rahmetli Hasan Âli Yücel’in, o tarihlerde Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü hizmetini yükümlenmiş bulunan rahmetli Cevat Dursunoğlu ile Ord. Prof. Suut Kemal Yetkin’in Ankara Devlet Konservatuvarının kurulması yolundaki unutulmaz hizmetlerini saygıyla hatırlatmak isterim.

            Bugün Müzik, Tiyatro, Opera ve Bale kollarıyla ilgili 9 meslek bölümünü ve bu bölümlerin gerektirdiği dört Yapım ve Teksir Atölyesini, öğrencilere meslek branşları yanında ayrıca ilk, orta ve yüksek öğrenime denk bir tahsil düzeyi de verebilme amacıyla çalışmalarını sürdüren Kültür Dersleri Bölümünü de kapsamak üzere faaliyette bulunan Ankara Devlet Konservatuvarı, yabancı ülkelerdeki benzerlerine eşit bir örgütlenmeye, ancak uzunca deney yıllarından sonra kavuşabilmiştir.

            40 yıl önceki konservatuvar sınıflarının eğitim-öğretim hizmetlerini feragatle yükümlenen öncü ve kurucu öğretmen kadrosunun, çoğu vefat etmiş olan unutulmaz hocalarına gelince: Aralarında, kuruluş çalışmalarına yardımcı olmak üzere, Bakanlıkça o tarihlerde Almanya’dan davet edilen ünlü besteci Prof. Paul Hindemith ve ünlü tiyatro uzmanı Prof. Karl Ebert de bulunmak üzere çalışmalara katılan değerli sanat adamlarımızın adlarını aşağıda saptamaya çalıştım. 1936-1947 yılları arasındaki 11 yıllık süre içinde kurumun Müzik ve Tiyatro Bölümlerinde meslek öğretimi yapmak üzere hariçten atanan hocalar, kıdem durumlarına göre şunlardır:

            Müzik Bölümünde: Rahmetli Ulvi Cemal Erkin (piyano), Ferhunde Erkin (piyano), rahmetli Necdet Remzi Atak (keman), rahmetli Mahmut Ragıp Gazimihal (müzik tarihi), Necil Kâzım Akses (kompozisyon), rahmetli Halil Bedi Yönetken (entonasyon), Ferit Alnar (teori), rahmetli Nurullah Şevket Taşkıran (şan), Cevad Memduh Altar (sanat tarihi, müzik tarihi), Abdüssalam Busayri (İtalyanca), Saime Eren (piyano), rahmetli Mesut Cemil Tel (örnekleriyle klasik Türk musikisi tarihi), Mithat Fenmen (piyano), Fuat Turkay (piyano), Ruşen Ferit Kam (edebiyat ve örneklerle klasik Türk musikisi tarihi).

            Yukarıda adları verilen kurucu hocalar arasında, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının konsertmaysteri rahmetli Halil Onayman da ölümü tarihine kadar keman öğretmeni olarak müesseseye değerli hizmetlerde bulunmuş ve orkestranın değerli grup şefleri de konservatuvarın yaylı ve nefesli sazlar bölümlerinde öğretim görevi üstlenmişlerdir.

            Tiyatro Bölümünde: Muhsin Ertuğrul (fonetik, mimik, retorik), rahmetli Ercüment Ekrem Talu (kıraat), Bedrettin Tuncel (tiyatro tarihi), rahmetli Nurettin Sevin (fonetik), Suut Kemal Yetkin (Batı tiyatrosu metinleri), Tahsin Banguoğlu (fonetik), rahmetli İ. Galip Arcan (diksiyon ve sahne), Vildan Âşir Savaşır (eskrim, yaşam bilgisi), Necip Fazıl Kısakürek (tiyatro metinleri), Cevdet Kudret (edebiyat), Semahat Yalkın (Türkçe), Cevad Memduh Altar (sanat tarihi), Hasan Önen (akrobasi, eskrim), Pakize Gökyay (ritmik jimnastik), Hasan Tahsin Günden (yaşam bilgisi), Settar İksel (yaşam bilgisi), Neriman Decan (ritmik jimnastik), Mehmet Arkan (akrobasi), rahmetli Refik Ahmet Sevengil (Türk tiyatrosu tarihi), rahmetli Ahmet Kutsi Tecer (edebiyat), Ruşen Ferit Kam (edebiyat).

            1941 yılında ilk mezunlarını veren kuruma, kendi yetiştirdiği elemanlardan başarılı olanlar da öğretmen olarak atanmışlardır; ve bugün Devlet Konservatuvarının meslek öğretimi üyelerinin çoğunluğunu, mezunlar arasından seçilen yetenekli sanatçılar oluşturmaktadır.

            Ankara Devlet Konservatuvarındaki meslek bölümlerinin gerektirdiği ilk, orta ve yüksek öğrenime denk nitelikte genel bilgilerle öğrencileri yetiştiren kültür dersleri hocalarının emek ve katkılarına da burada şükranla değinmek isterim. Kurumun Kültür Dersleri Bölümü, edebiyat öğretmeni Kaya Can’ın başkanlığında çalışmalarını sürdürmektedir.

            Konservatuvarın kuruluş döneminde hizmetlerinden yararlanılan yabancı uzmanlardan Prof. Paul Hindemith ile Prof. Karl Ebert’e ve adları aşağıda geçen öteki uzmanlara çok şey borçluyuz: Dr. Ernst Praetorius, Georg Markowitz, Prof. Eduard Zuckmayer, Arengi Lombardi, Max Elein, Elvira Hidalgo, Friedl Böhm, Walter Schlössinger, Prof. Ludwig Czaczkes v.b.

            Kurumun, memleket kültürüne en önemli katkılarından biri de 1937-1952 yılları arasında, yurdun hemen her bölgesinde düzenlediği turnelerle, zengin bir Folklor Arşivi kurmuş olmasıdır. Bu turnelerde, hem türlerini saptamak, hem de çoksesli çağdaş Türk sanat müziğine kaynak olmak üzere, halk türküleri ile halk oyunları mahallinde derlenip plaklara alınmıştır. Arşiv çalışmalarına rahmetli Halil Bedi Yönetken ile Ahmet Adnan Saygun’un ve rahmetli Muzaffer Sarısözen’in büyük ölçüde emeği geçmiştir. Bu uzmanlarımızın folklor hazinelerimiz üzerine yapmış oldukları yayınlara, arşivin geniş oranda yardımı olmuştur. Saygun’un, arşivin değerlendirilmesinde olduğu kadar, daha sonraki yıllarda, eğitim-öğretim alanında da kuruma yapmış olduğu hizmetlerle, çağdaş bestecilik alanında kültürlü elemanların yetişmesine büyük katkısı olmuştur.

            Yukarıda açıkladığım Kurucu Kadro’da yer alan ilk hocaların ve Bakanlıkça ilk angaje edilen yabancı uzmanların yetiştirdiği ilk elemanlar, kurumun daha Tatbikat Sahnesi’nde (1939) çağdaş sanat kültürümüze üstün başarıyla katkıda bulunan birinci kuşak sanatçılardır ki, bunların arasında, ilk oynanan eserlerde rol alan Cüneyt Gökçer, Mahir Canova gibi değerli sanatçılarımız ve yöneticilerimizin bulunduğunu ve bu uzmanlarımızın da eğitim ve öğretimde büyük rol oynamış ve halen de oynamakta olduklarını burada kıvançla belirtmek isterim. Bu öncü mezunlardan rahmetli Salih Canar ile rahmetli Melek Ökte’nin ve aynı kuşak ile arkadan gelen kuşakların yetenekli sanatçılarının, çağdaş Türk tiyatrosuna yaptıkları ve halen de yapmakta oldukları hizmetleri kıvançla anmamaya imkân var mı?

            Hele Mozart’ın Bastien ve Bastinne operası ile Puccini’nin Madam Butterfly ve Tosca operalarının, Ludwig van Beethoven’in Fidelio operasının, kurumun 35 yıl önceki Opera Stüdyosu’nda (1939-41) ilk oynanışlarının baş rollerini, güzel Türkçemizle uygulayarak, çağdaş Türk operasına giden yola ilk olarak ayak basan sanatçılarımızdan Rabia Erler ile Süleyman Güler’i, Ruhi Su’yu, Mesude Çağlayan ile Aydın Gün’ü, Saadet İkesus ile Nurullah Şevket Taşkıran hocayı ve Semiha Berksoy’u, aynı kuşağın ve arkadan gelen yeni kuşakların başarılı hizmetlerini hayranlıkla hatırlamamaya imkân var mı?

            Ankara Devlet Konservatuvarındaki bale çalışmalarına gelince: Kurumda bale çalışmaları, kuruluştan ancak 13 yıl sonra başlayabilmiştir. Bale bölümüne çekirdek olmak üzere Bakanlıkça ilk olarak İstanbul’da Yeşilköy’de bir ilkokul binasında kurulan ilk bale mektebi, 1947 yılında çalışmalarına başlamış, 1949-50 yılında da Ankara’ya taşınarak Devlet Konservatuvarına bağlanmıştır. Konservatuvarın öteki meslek kolları için olduğu gibi, bu bölümün kuruluşuna da Bakanlıkça büyük önem verilmiştir; ve bu sanat, başlangıcından bu yana, İngiliz balesinin kurulmasında büyük emeği geçen ve dünyaca tanınmış bir uzman olan Dame Ninette de Valois’nın yönetimi ve İngiliz hocaların yardımıyla gelişimini sürdürmüştür. İnanılmayacak kadar kısa bir süre içinde, klasik bale literatürünün en üstün örneklerini başarıyla uygulayabilme yeteneğini elde eden balecilerimiz, yurt içinde ve dışında yüzümüzü ağartacak nitelikte temsiller vermişlerdir. Bugün Türk bale hocaları ile koreografi elemanlarına da sahip olan balemizin, Meriç Sümen ve öteki meslekdaşları gibi sanatçılara da sahip oldukça, ileride daha üstün başarılara doğru gelişimini sürdüreceğine olan inancımız büsbütün artmaktadır. Bu konuda da, gerek Dame Ninette de Valois’ya, gerek Yeşilköy’den beri eğitim-öğretim faaliyetini ciddiyetle geliştirmiş olan Miss Newton, Miss Beatrice Appleyard (Fenmen) ve Trevis ile Marie Kemp çiftine ve öteki İngiliz ve Türk hocalara çok şey borçlu olduğumuzu burada içtenlikle açıklamayı borç bilirim.

            Ankara Devlet Konservatuvarı kurulduğu günden beri, meslekten olan ve olmayan müdürlerle yönetilmiştir. Kuruluşta müdürlük görevini üzerine almış olan rahmetli Rauf Yener’den sonra, müdür görevi Orhan Şaik Gökyay ve rahmetli Tevfik Ararad gibi iki tanınmış maarifçide el değiştirmiştir. Daha sonraki tarihlerde müdürlük görevini, meslek hocalarından Necil Kâzım Akses, rahmetli Ulvi Cemal Erkin, Mithat Fenmen, Fuat Türkay, İlhan Usmanbaş, Şeref Çayıroğlu ve Gültekin Oransay yürütmüştür. Bu görevi halen eski Muş senatörü ve Bahçelievler Deneme Lisesi müdürlüğünü daha önce yürütmüş olan İhsan Akpolat üstlenmiş bulunmaktadır.

            Sanat ve teknik işleri Sanat Kurulunun önerilerine göre düzenlenen Ankara Devlet Konservatuvarı, bugün aşağıda belirtilen 9 meslek bölümünü kapsamak üzere örgütlenmiştir ve her bölüm bir başkanın gözetimi altında çalışmalarını sürdürmektedir. Bölümler şunlardır: 1) Kompozisyon (Başkan: İlhan Baran), 2) Piyano-Org-Arp (Başkan: Metin Öğüt), 3) Yaylı çalgılar (Başkan: Koral Çangal), 4) Nefesli ve Vurma Çalgılar (Başkan: Orhan Nuri Göktürk), 5) Orkestra yönetimi (Başkan: Hikmet Şimşek), 6) Opera (Başkan: Necil Kâzım Akses), 7) Şan (Başkan: Cemil Sökmen), 8) Tiyatro (Başkan: Mahir Canova), 9) Bale (Başkan: Beatrice Fenmen).

            Zengin bir kitaplığa da sahip olan Ankara Devlet Konservatuvarında, başka ülkelerdeki benzerlerinin çoğundan farklı olarak, öğrenimin gerektirdiği müzik âletleri özel atölyelerde onarılmakta, ya da yeniden imal edilmektedir; ve bestecilerce oluşturulan çoksesli eserlerle ilgili notalar ise tekniğine göre yazılıp çoğaltılmaktadır. Bu nedenle kurumda 3 ayrı atölye ile 1 nota yazım atölyesi ve bu işler için lüzumlu teknisyenler bulunmaktadır.

            Ankara Devlet Konservatuvarı 40 yıllık yaşamını, yukarıda belirttiğim esaslara göre oluşturup geliştirmiş ve ancak böylesine bir çalışma temposu içinde, çoksesli çağdaş Türk sanat müziği literatürüne katkıda bulunabilmiştir. Yunus Emre Oratoryosu, Kerem operası, Ankara Kalesi senfonik şiiri, senfoniler, konçertolar, oda müziği eserleri, Atatürk Oratoryosu, şan eserleri, enstrüman eserleri, operalar, bale müzikleri ve daha nice çoksesli eserler, Ankara Devlet Konservatuvarı çevresinde dünyaya göz açtı, yurt içinde ve dışında düzenlenen gösteri programlarında yerini aldı. Burada yetişen sanatçılarımız, emeklerinin ödülünü alabilmenin mutluluğuna da erdiler, çünkü artık bir Devlet Konservatuvarı da yetmemeye başlamıştı; kurumda yeni doğumların gerçekleşmesi sorumluluğu baş göstermişti. Nitekim Devlet Konservatuvarı, 1948 yılına doğru, sağlıklı bir doğum stadına girdi ve Devlet Tiyatrosu, Devlet Operası ve Balesi gibi kardeş kuruluşlar dünyaya geldi; 150 yıllık Devlet Orkestrası, gereğince güçlenip, yabancı sanatçı yardımından tüm olarak arındı; Devlet Operası ve Balesi, bağımsız bir orkestraya kavuştu; kurum, İzmir’de ve İstanbul’da da başarılı doğumlar yaptı ve İzmir ve İstanbul Devlet Konservatuvarları ile İzmir ve İstanbul Devlet Senfoni Orkestraları, İstanbul Devlet Operası ve Balesi kuruldu; Devlet Tiyatrosu zamanla Devlet Tiyatroları oldu.

            Devlet Konservatuvarında harcanan emeğin sonunda açıkça görülmüştür ki, çoksesli sanat müziğimizin anlatım gücü, çağdaş bilim ve sanatın uluslararası nitelikteki ortak tekniğinin yarattığı standardize ve normalize âletlerin kullanılmasıyla sınırsız bir zenginliğe kavuşmuştur. Yani âlet müziği açısından çeşidi -tür olarak- altmışı aşan bu âletlerin her birinden yansıyan kendine özgü renk, çoksesli müziğimizin simgesel gücünü olağanüstü oranda yükseltmiştir. O halde ulusal ruhu, böylesine bir teknikten yararlanarak sanatına konu yapan Türk bestecisi, enstrüman renklerinin sağladığı çağrışımla, eserlerine anlatıcı, hikâye edici güç vermede üstün başarı elde etmiştir. Bu tür eserlerde, müziksel sembolizma açısından yer alan düşün potansiyelinin, aydın bir izleyiciyi bestecideki düşün doğrultusunda etkileyebilmesi çoğunlukla mümkündür. Müzik sanatı için bundan daha ileri bir zenginlik düşünülebilir mi? Ve hele eserlerimizin, ülkemizde olduğu gibi, yabancı ülkelerin müzikçilerince de yorumlanmasına olanak sağlanmadıkça, uluslararası kültür savaşına eşit düzeyde katılabilmemiz, kendimizi dış dünyaya çağdaş kültürümüzle tanıtabilmemiz imkânsızdır. Unutmayalım ki, İkinci Dünya Savaşı biteli, bütün cephelerde acımasız bir kültür savaşı sürüp gitmektedir; ve bu uluslararası kültür savaşının eşit hak ve düzeyde kazanılmasını mümkün kılacak tek yol, geleneksel kültürü çağdaş doğrultuda geliştirip yenileme çabasıdır. İşte Ankara Devlet Konservatuvarı, 40 yıldır, kültür yaşamımızda baş gösteren tehlikeli bir açığı bir an önce kapatabilmenin inancıyla çalışmış ve kıvanç verici sonuçlar elde etmiştir.

            Şurasını da önemle göz önüne almak gerekir ki, ulusal müziğimizin geleneksel varlığından doğan çokseslilik, hiçbir ulusun çokseslilik yöntemiyle kıyaslanamayacak yaratışlara olanak sağlamaktadır. Uluslararası çağdaş teknikle yetişen bestecilerimiz, bu gerçeği dış dünyaya kadar eserleriyle ispat etmişlerdir. Bu yeni teknikle oluşan eserlerde, gerek folklor, gerek geleneksel-klasik sanat müziğimizden gelen özelliklerin, yerine göre tema, motif ya da pasajlar halindeki işlenişleri, yeni ve taze bir atmosfer yaratmakta, alabildiğine orijinal bir anlatım türünün oluşumuna olanak sağlamaktadır. Çoksesli eserlerimizin sınırsız bir düşün gücünden beslenmesi, anlatımda üstünlüğe ulaşma esprisinin zamanla daha da gelişip olgunlaşmasına olanak sağlayacaktır; ve bu yolda başarı, sanatçının buluş dehasına bağlıdır. Onun içindir ki, müziğimiz teksesli mi kalsın, çoksesli mi olsun? türünden tartışmalar, devlet konservatuvarlılar için hiçbir anlam taşımamaktadır.

            Devlet Klask Türk Musikisi Konservatuvarının, ecdat eserlerinin otantik biçim ve kapsamlarıyla saptanması ve kendilerine özgü âletlerle uygulanışlarından doğan estetik atmosfer ile üslûp özelliklerinin korunması amacıyla yapacağı çalışmalardan yararlı sonuçlar elde edileceği kanısındayım. Bu kurumun, Ankara Devlet Konservatuvarının çoksesli çağdaş Türk sanat müziği çalışmalarına ışık tutacak geleneksel malzemeyi otantik özellikleriyle tanıtması bakımından da yardımcı olacağı muhakkaktır. Nitekim bu tür bir uygulayış, Batı üniversitelerinin Müzikoloji Enstitüleri çalışmaları arasında önemle yer almakta, Collegium Musicum denilen seanslarında, müzik sanatının tekseslilikten çoksesliliğe doğru geçirdiği tarihsel gelişimine örnek olan belgesel eserler, geleneksel enstrümanlarla çalınarak, dinleyicilere yorumlanmaktadır. Kaldı ki, çoksesli Türk sanat müziği bestecisi için de büyük önem taşıyan böylesine bir uygulayış, Ankara Devlet Konservatuvarının öğrenim programlarında daha kuruluş yıllarında göz önüne alınmış, Örneklerle Klasik Türk Musikisi Tarihi adını taşıyan bir ders, bestecilik bölümünde, uzun süre rahmetli Mesut Cemil Tel ve ondan sonra da Ruşen Ferit Kam arkadaşımız tarafından okutulmuştur. Bu dersin bugün de uygulanmakta olduğunu sanıyorum; karşıt tutumun hatalı bir davranış olacağı kanısındayım. Geleneksel malzemeden yararlanması gereken çoksesli Türk sanat müziği bestecisinin, doğrudan doğruya kişisel yaratış gücündan beslenen özgür esinlenişlerle de eser vermesi, tabii bir eğilim olduğu kadar, bağımsız yaratış esprisini öngören besteciler için ayrıca önem de taşımaktadır.

            Buraya kadar, Atatürk’ün isabetli direktifleriyle kurulmuş olan Ankara Devlet Konservatuvarının, kuruluşundan bugüne dek geçirdiği gelişim aşamalarını özetlemiş bulunuyorum. Bu vesileyle gerçekleştirilen şeylerin, yeryüzünde yeni bir buluş olmadığını, her ülkede ve özellikle Türkiye’mizi çevreleyen komşu ülkelerin hemen hepsinde verimli sonuçlar yaratmış bir yöntemin inançla uygulanmasının, kurumun çalışmalarını başarıyla geliştirmiş olduğunu burada önemle belirtirim.

            Ankara Devlet Konservatuvarının, çağdaş Türk sanatına katkıda bulunma yolunda bundan sonra harcayacağı çabalarda da başarılı olmasını dilerim.