Cevad Memduh Altar / Radyo / İNTİBALAR
Cevad Memduh Altar1902-1995
English | Français | Deutsch | Italiano | Español

RADYO

Ankara Radyosu
8 Temmuz 1945, Pazar
Saat 10.00-11.00

(Bu konuşma 22/VIII/1948
Pazar günü saat 10-11’de
radyoda aynen tekrarlandı.)

 

İNTİBALAR
[İZLENİMLER]

            Don Juan operasının ilk temsili Mozart’ı bir hayli uğraştırmıştı. Sanatçı, günlerce devam eden hazırlıkların heyecanıyla, son provanın vereceği yorgunluğa da kulak asmıyordu. Bu eserin ilk temsiline katılan kadın ve erkek artistlerin hemen hepsi, Mozart ile sahnede en az bir kere karşılaşmak, rollerinin önemli kısımlarını bestecinin gözü önünde bir kere olsun tek başına oynamak zorundaydı. Hele genç sanatçının bu işte titizliğini iyi bilenler, Mozart’la çalışmanın verdiği zevk kadar, maruz kalacakları eleştirinin azabıyla de kıvranıyordu. Nitekim Mozart genel provayı da o her zamanki hırçınlığıyla ele aldı; artık sıra birinci perdenin en sonunda rolü olan, devrin tanınmış İtalyan ses artisti Signora Bondini’nin dinlenmesine gelmişti.

           Bondini, bu temsilde Zerlina rolünü yapıyordu. Birinci perdenin sonunda Don Juan tarafından şiddetle kolundan yakalanan Zerlina’nın can havliyle haykırması lazımdı. Ne yazık ki bu narin kadın, bir türlü Mozart’ın istediği gibi haykıramadı. Mozart’ın bu sahne için arka arkaya yaptığı provalar da para etmedi. Signora Bondini’nin, büyük sanatçının düşündüğü gibi bağırma yeteneğinden tamamen yoksun olduğu artık anlaşılmıştı. Son provayı da dikkatle yapan Mozart’ın bir aralık sabrı tükenmiş olmalı ki, orkestradaki yerinden fırladığı gibi soluğu sahnede bocalayan artistin yanında aldı; aynı yeri gözünün önünde tekrarlattı; tam sırası geldiği zaman Bondini’yi kolundan öyle bir yakalayış yakaladı ki, zavallı çelimsiz artist canının acısından avazı çıktığı kadar haykırdı. Herhalde bu canhıraş feryat rolün gerektirdiği haykırmanın aynı olacak ki, durumdan çok memnun olan Mozart kendini tutamadı ve yüksek sesle: “Tamam! İşte böyle bağırılacak!” dedi. Bu suretle istenilen sonuca ulaşılmış, üzüntüyle geçen provalar tam bu noktada başarıyla sona ermişti.

           (Plak 1: Mozart, Don Juan’dan arya)

           Don Juan operası genç Mozart’ı devrinin sanat çevrelerine az zamanda yakından tanıtmaya yetmişti. Bununla beraber Don Juan’ın ilk temsili, Mozart’a başlangıçta dosttan çok düşman kazandırdı. Eserin mahiyeti hakkında her tarafta uluorta eleştiriler de duyulmaya başlamıştı. Hattâ günün birinde Don Juan için söylenilenlere tahammül edemeyen Josef Haydn, davetli bulunduğu bir toplulukta uygulamayı başardığı ustaca bir manevrayla Mozart ve Don Juan tartışmasına son vermiş ve şöyle demişti: “Bu tartışmayı sona erdirecek durumda değilim amma, bildiğim bir şey var ki o da Mozart’ın yaşayan bestecilerin en büyüğü oluşudur”.

           (Plak 2: Mozart, Flüt ve Arp Konçertosu)

           Ne gariptir ki, zamanında bu kadar mühim işler görmüş olan Mozart’ı 35 senelik kısa bir ömrün herhangi bir safhasında refah içinde görmeye imkân yoktu. Nitekim yaşamak için bir hayli borçlanan sanatçı, günün birinde insanlardan hakaret görme endişesiyle hayatını acı içinde tüketti. Hemen her gün evinden haciz suretiyle eksilen eşyaların boş kalan yerlerini saptamakta güçlük çekmeyen öğrencileri de Mozart’a yıllarca azap verdiler. Parasızlık yüzünden odun alamayan Mozart’ın kış günleri ısınmak için eşi Konstanza ile saatlerce tepinip dans ettiği de işitilmiştir. Hele sevgili eşinin tedavisi için sürekli doktora para verme zorunluluğu da Mozart’ı bir hayli üzmüştü; ne çare ki arka arkaya doğan ve gene arka arkaya ölüp giden çocuklarını zavallı Mozart her seferinde ucuz bir çelenkle olsun gömebilme imkânını bulamadığına da üzülüyordu. Öte yandan Mozart, borçlandığı insanlara konser davetiyeleri satamadığı için, günün birinde konserlerine dinleyici bulmaktan da yoksun kaldı. Hattâ Mozart bu konserler için satmaya mecbur kaldığı biletlere istediği parayı koparmak maksadıyla, bazı müşterilerine ne diller döktü; çok kere yaklaşan bir borcun vadesini uzatmak için bir sürü alacaklıya meram anlatmak, güler yüz göstermek zorunda kalması, onun ne kıymetli zamanlarını heba ettirmişti.

           İşte bu ve buna benzer üzüntüler, çok erken ölen bu içli sanat büyüğünün ne yazık ki sanat tarihine birkaç yüz eserden daha fazlasını mal edememesine neden olmuştur (!). Halbuki çağdaşları yanında, yaratmaları daha çok mistik buluşlara dayanan Mozart’ın, o zamandan bu zamana yapılan sayısız tahlillere göre kaç türlü yorumlanmış olduğunu, kısa cümleler halinde yan yana sıralarsak, şu dikkate değer cümlelerle karşılaşırız: “Yunan sanat ideolojisinin ta kendisi. – İçerikte açıklığa örnek. – Dans edası içinde asaletin ifadesi. – Bayağılığa kaçmayan halkçı. – Çok yönlü olmakla beraber, duyuş ve düşünüşte bölünmez bir bütünün ifadesi. – Büyük meçhule sıkıntısız yol arayan fikir adamı”. Sanat dünyasının vakit vakit bu ve buna benzer sıfatlarla nitelendirdiği Mozart sanatı, maddi imkânlar bakımından alabildiğine yoksul, alabildiğine kısır bir hayat içinde gelişti.

           Hele büyük sanatçının hayatının en şiddetli fırtınalara sahne olan son yıllarındaki yaratmaları göz önüne alınırsa, bu eserler arasında insanoğlunun farkına varamadığı üç büyük senfoninin nasıl yazıldığına şaşmamak imkânsızdır. Nitekim Mozart, bu üç orkestra eserinden Jüpiter Senfonisi’ni 1788’de, yani ölümünden üç yıl önce yazıyor. Bu eser, en sonundaki serbest Fuga ile ayrı ayrı beş temanın bir arada işlenmesiyle meydana geliyor. Sınırsız bir büyüklüğün ifadesi demek olan bu senfoni, her şeyden önce şan esası üzerine kuruluyor. Jüpiter adı, baştaki giriş müziğinden esinlenerek, esere sonradan veriliyor. Hele senfoninin son kısmını tahlil için yıllar boyunca estetler birbirleriyle âdeta yarış ediyorlar. Aynı kategoriye dahil olan sol-minör senfonisi de Mozart’a bu sahada eşsiz bir şöhret sağlamaya yetiyor. Eser o güzel giriş motifleriyle az zamanda sanatseverlerin kalplerini fethediyor.

           (Plak 3: Mozart, … Senfoni, 1. Kısım)

           Mozart’ın bütün bu büyük eserleri yazarken çektiği maddi sıkıntıları şairane bir üslûp içinde ifade edebilmek için, son yüzyılın yazarları, romancıları birbirleriyle âdeta rekabet ettiler. Nitekim tanınmış Avusturyalı bir yazar, Mozart’ın hayatına ayırdığı “Aşk Bestecisi” adlı romanının bir yerinde, büyük sanatçının 1789 yılında, yani ölümünden 2 yıl önce yaptığı bir sanat turnesini şu cümlelerle tasvir ediyor:

           1789 yılı Haziranının 3’üncü günüydü; Bohemya’nın küçük bir kasabası olan Budwitz’de, havanın kararmak üzere olduğu sıralarda, yanında fazlaca eşyası olan bir yolcu göründü. Bu kişi, eşyaları arasından herhalde kendince önemli saydığı bir bavul ile, üzerinde madenî süsler bulunan bir sandığı, etrafı duvarlarla çevrili misafirhaneye taşıtmış ve kurumun sahibiyle görüşmek istediğini ima etmişti. Misafirhane sahibi, bu yeni gelen yolcuyu, eskiden beri tanıdığı yakın bir ahbabı selamlar gibi selamladı, ancak adam az sonra hayretler içinde kaldı, çünkü yüzünden bir hayli yorulmuş olduğu anlaşılan, hattâ daha çok hastaya benzeyen misafir, evvelce tam beş defa kiralamış olduğu güzel, rahat, geniş yataklı odayı bu sefer istememişti -Aslında söz konusu oda da o sırada bir tesadüf eseri olarak boş bulunuyordu-; misafirhane sahibi için müşterinin arzusundan daha önemli ne olabilirdi? Onun için, bavulla sandık otelin sokağa bakan dam odalarından birine taşındı… Bu mini mini çatı odasında üst düzeyde bir kimsenin gecelemesine imkân yoktu; ama her şeye rağmen bu odada içi su dolu bir kap, bir ayna, üzerinde mürekkep hokkası duran, ayakları oldukça gevşemiş bir masa da eksik değildi. Hattâ dirseğini bu masaya iliştiren bir insanın, hem kendi işlerini hem de dünya işlerini düşünebilmesi pekâlâ mümkündü. Nitekim bu yolcu da öyle yaptı. Ceketinin sol cebinden bir kâğıt çıkardı; soluk mavi gözlerini her yeri toz içinde olan kireç duvara dikti ve nota çizgilerinin yanlarına bazı rakamlar karalamaya başladı. Bu yazılan şeyler, alelade, gelişigüzel rakamlardan başka bir şey değildi Nihayet misafir hafif sesle bir şeyler mırıldanmaya başladı:  “Eğer yarın, yani bu ayın dördüncü günü Viyana’ya varırsam, tam 58 günüm yollarda geçmiş olacak” dedi. Sonra sözlerine şöyle devam etti: “Saksonya Prensi III. Friedrich August, büyük bir lütuf eseri olarak, bana içi 100 Duka dolu çok güzel bir kutu gönderdi. Prusya Kralı II. Friedrich Wilhelm ise, lütuf ve inayetinden, bana içinde 100 Friedrich altını bulunan daha da kıymetli bir kutu yolladı; fakat şimdi bu altınların piyasası düşük. Prusya sarayının ısmarladığı altı yaylı sazlar kuartetiyle Prusya prensesi Frederike’nin ısmarladığı altı hafif piyano sonatından alacağım paralar ileride elime geçecek. Yolculuğa gelince: Prensin yanıma kattığı kişi bu masrafları karşıladığı için Berlin’e kadar hiç para harcamadım – yalnız yiyecek masraflarını kendim ödedim. Gerçi Prusya başkentinde prensin evvelce bana borç olarak verdiği 100 Gulden’i geri istemesi, içime biraz korku salmadı değil; çünkü elimde avucumda olan para da tükenmişti. Yeniden borç almak zorunda kaldım. Bu yüzden Viyana’da aldığım borçların miktarı yükseldi. Unutulmaması gereken bir şey daha var; yani yola çıkarken tüccar Puchberger’den aldığım borcu da vaktinde ödemem lazım”.

           1789 yılı, yani Mozart efsanesinin zamanımızda yeniden ele alınmasına vesile olan o meşhur Kuzey Avrupa sanat turnesi yılı, büyük bestecinin Oda Müziği türünden yaratmalara, bilhassa piyano sonatları kompozisyonuna yavaş yavaş son verdiği yıldı. Zaten Beethoven’in de hayatında mühim rol oynamış olan Prens Karl Lichnowsky’nin teşvikiyle Kuzey Avrupa şehirlerine yapılan bu konser seyahatinde, yani 1789 yılında, Mozart, piyano sonatlarının sonuncusu olan meşhur re-majör sonatını besteledi. Böylelikle ilk olarak 1774 yılında Salzburg’da başlayan piyano sonatları dönemi, tam 15 yıl sonra bu güzel eserle sona erdi. Gerçekten de büyük sanatçının en son piyano sonatı olan re-majör sonatının 1789’daki Kuzey Avrupa konser seyahatiyle ilgisi, söz konusu eserin sırf Prusya Prensesi Frederike tarafından sipariş edilmiş olmasındadır. Biraz evvel okuduğumuz gibi, Avusturyalı romancının, otel odasında kendi kendine konuşan Mozart’a söylettiği sözleri hatırlarsak, Prenses Frederike’nin ısmarladığı altı piyano sonatından beşinin ortada bulunmayışı, bu sanat büyüğünün re-majör piyano sonatıyla bu tip eserlere 1789 yılında son vermiş olduğunu gösterir. Mozart’ın en son piyano sonatı olan re-majör sonatı, armonik problemler içinde gelişmekte ve kuvvetli bir ifade halinde akıp gitmektedir.

           Mozart’ın son zamanlarında meydana gelen bütün bu olgun eserlerle, her şeyden önce, trajik olduğu kadar şeytani bir anlayışın sonucu olan yepyeni bir ifade tarzı meydana gelmiştir. Kısa bir zaman sonra ancak Beethoven çapında bir üstat bu yolda bir ifadeyi miras olarak tek başına almış ve gene böyle bir ifade içinde, yepyeni bir çehreyle gelişme ve olgunlaşma imkânını elde edebilmiştir.

           Mozart’ın hayatının son yıllarında kuzeye yaptığı konser turnesi, yani dostlarının gereksiz gayretkeşliği yüzünden Berlin’e yaptığı konser seyahati, beklenen sonucu vermedi. Büyük sanatçı, 1789 yılı Haziranında, üstelik vücutça da yıpranmış bir halde, tekrar Viyana’ya döndü; bu sefer ölümü yılı olan 1791’e kadar büyük bir operanın bestesiyle uğraşmaya başladı. Diğer taraftan sarayda ara sıra geçen üzücü olayları, her zaman olduğu gibi gene iyi kalpli Kayzer II. Josef önlüyordu. Biraz evvel söz konusu olan büyük operanın, yani “Cosi fan tutte” operasının metnini şair da Ponte hazırlamıştı. Eserin deneme yollu yapılan ilk provası başarılı bir sonuç verdi. Gelecek, genç Mozart’a, kısa da olsa bir aralık gene pembe görünmeye başlamıştı. Fakat çok geçmeden biricik dostu İmparator II. Josef’in ölümü, hayatı boyunca peşini bırakmamış olan kara bulutları yeniden Mozart’ın başına topladı.

           Yeni Kayzer II. Leopold, siyaset ve idarede II. Josef’e göre tamamen zıt bir sistem uyguluyordu. Nitekim Kayzer’in bu tarzda hareketini, hele Fransa’da eniştesi XVI. Louis ve kız kardeşi Marie Antoinette’in yaklaşmakta olan ihtilal havası içinde her an tehdit edilmekte oldukları bir sırada, ancak istibdat kavramıyla izah etmek mümkündü. Onun içindir ki, II. Leopold, vaktiyle kardeşi II. Josef’in değer verdiği sanat adamlarına derhal sırtını çevirdi. Hattâ Mozart’ın opera metinlerini hazırlamakla isim yapmış olan saray şairi da Ponte’nin işine son verildi. Bu arada Mozart’ın görevine son verilmemişti ama o sıralarda kendisine yapılan hakaret, sanatçının görevinden uzaklaştırılmasından da beter oldu. Meselâ Mozart’ın o sıralarda şahsı ve sanatı için Kayzer’e yaptığı müracaatların hepsi cevapsız kaldı. Hattâ 1790 yılı Eylülünde, Napoli Kralının Viyana sarayını ziyareti şerefine yapılan şenliklere yalnız büyük besteci Haydn davet edildi. Hele bir süre sonra Avusturya tarhına oturacak hükümdarların tabi oldukları geleneğe göre Frankfurt’ta yapılan taç giyme törenine Mozart’ın davet edilmeyişi, büyük sanatçıyı ruhen büsbütün hırpaladı. Mozart kendisini bu durumlara sokanları utandırmak azmiyle olacak ki, yol parasını cebinden vermek suretiyle Frankfurt’a gidip, törende kendini göstermek istedi; fakat bu arzusunu gene maddi imkânsızlık yüzünden gerçekleştiremedi. Herkes Frankfurt’ta yapılacak törene koşarken, üzüntü içindeki sanatçı, Viyana’da mütevazı yuvasına kapandı, alnının teriyle kazandığı birkaç kuruşu israf etmemek için ekonomik tedbirler düşünmekle ömrünü geçirmeye devam etti; yalnızca o sıralarda karşılaştığı birkaç eski dostun uyandırdığı tatlı hayallerle avunabildi.

           Gene o sıralarda Mozart, geçimini sağlamak maksadıyla uzun zamandır tasarladığı konser için gerekli izni de saraydan güçlükle alabilmişti. Fakat tamamen kendi eserleriyle düzenlenmiş olan bu konserin programı, dinleyenlerin sabırsızlığı yüzünden sonuna kadar uygulanamadı. Para kazanmak şöyle dursun, zaten eş dost gayretiyle düzenlenmiş olan bu konser, üstelik sanatçıyı 800 Gulden zarara da soktu. Bu açığı örtmek için alınan tedbirler arasında Mozart, elinde bulunan birkaç parça gümüş eşyayı rehine koydu. Fakat sonraları, mahkeme dosyalarından anlaşıldığı gibi, bu gümüş eşyanın rehinden kurtarılması imkânı bulunamadı. Böylelikle “Sihirli Flüt” operasının bestecisi Mozart’ın, 35 yıldır satıp savmakla geçen ömrü, bilindiği gibi, insanlığa yüzlerce eser vermiş, fakat servet namına elde avuçta kalabilen üç gümüş kaşıkla sona ermiştir.

           (Plak 4: Mozart, Sihirli Flüt uvertürü)
           (Plak 5: Mozart, piyano konçertosu)