Cevad Memduh Altar1902-1995
English | Français | Deutsch | Italiano | Español

ESERLERİMAKALELER

Bu belgeyi Word Dökümanı Olarak İndirebilirsiniz!

GERÇEĞİN YOLUNDA

            İnsanoğlu, gerçeği aramada herhangi bir felsefeye olduğu kadar, düşünde eklektik bir bileşime, ya da kişisel bir inanca bağlanabilir. Bu tür bağlanışların olumlu sonuçlarıyla karşılaşıldığı gibi, insanı tehlikeli dogmalara iten sonuçlarla baş başa bıraktığı da tarih boyunca görülmüştür.

            Aklın gelişim çabası, insanlık tarihinde birbirini izleyen şu dört anlayış türünün oluşumuna olanak sağlamıştır: “naif-metafiziksel-dogmatik” anlayış, “septik” [kuşkucu] anlayış, “kritik” [eleştirel] anlayış, “positivist” anlayış. İnsanoğlunun, birbirinden farklı kavramlar halinde oluşan bu dörtlü anlayış yeteneği, bireyin yaşamını olduğu gibi, bireyden oluşan toplulukların yaşamını da etkilemektedir.

            Şurası kesinlikle bilinmelidir ki,, insanlığın bu dört yorum ya da anlayış yeteneğinden her birinin, belirli bir süre boyunca oluşup tükenmesi ve yerini arkadan gelen başka bir anlayış yeteneğinin alması olanaksızdır; aksine, bu dörtlü anlayış türünden her biri, kendine özgü yorum yeteneğini sürdürebilme gücüne sahiptir. Hattâ bu anlayış türlerinin dördü de, bireyin ya da toplulukların yaşamını, günümüzde olduğu gibi, paralel çabalar halinde etkileyebilir. Bu arada en az şanslı olan yorum yetenekleri ise, bilinçli bir hoşgörüden beslenen “kritik” ve “positivist” anlayış aşamalarıdır. Onun için bu iki moral güçten yana olanların sayısı, 20. yüzyılın sonlarına ulaşılmış olmasına rağmen, ne yazık ki, dünyanın birçok yerinde oldukça sınırlıdır.

            Akılsal çaba grafiğinin en başında gelen “naif-metafiziksel-dogmatik” ve onu izleyen “septik” anlayış, kişiyi ve toplumu etkileme gücünden, günümüzde de çoğunlukla bir şey kaybetmemiştir; ve hoşgörüye tüm anlamıyla karşıt bir savaşı sürdürmede de belki her zamandan çok etkili olmaktadır. Ondan dolayı insan ve toplum, çoğu kez karşıt eğilimlere bağlanmaktan kendini alamamış, bazen tutucu, bazen inkârcı olmuş, bazen boş inançlarla avunmuş, bazen neye bağlanacağını bilememiş, bazen de maddeye ilgiyi yeğ tutmuştur. Kaldı ki, bu tür davranışlarla ilgili eylemler, baskı rejimlerine dönüştükçe, insanoğlu yer yer dogma kamplarına tutsak düşmüştür. Görülüyor ki, insanın katı bir inanca bağlanıp kalması, özgür ahlâktan güç alma yeteneğini engellemiş, insanlık hep bu tür anlayışlardan gelen bunalımlarla yorgun düşmüştür.

            Akılsal gelişimin “kritik” ve “positivist” anlayış sathına ayak basabilmesi, yorum yeteneğinin özgür ama disiplinli bir ortamda yücelmesiyle mümkündür; ve sevgi, saygı, umut, şefkat, ilgi, yardım ve merhamet türünden duygusal huylar bile, ancak böylesine bir ortamda varlığını koruyabilmektedir. Aklın olumlu yolda gelişim çabası, zekâyı da aynı yolda etkilemekte, dolayısıyla hoşgörüye giden yolda da ilerlemeler kaydedilmektedir. Bu nedenle, sadece akılcı anlayış, insanoğlunun yücelme çabasına katkıda bulunacak, insan ve toplum, ancak böylesine bir ilkenin bilincine vararak geleceklere egemen olacaktır.

            Akılcı gelişim, “kritik” ve “positivist” aşamalara ulaşmakla, Makro- ve Mikro-Kosmos gerçeğine yaklaşabilir; ve Evrenin Ulu Yaratanı’na olan inancımız, ancak bu iki akılcı çabadan beslenmekle gerçek değerini bulabilir. Ruhsal davranışların olumlu yolda gelişimi de aklın önderliğiyle, hattâ akılsal ve duygusal yeteneklerin ortak bileşimiyle mümkündür. Metafiziksel inançlar, bilimle güçlenen akılsal yeteneğe çoğu kez karşıt birer yorum olmanın niteliğini taşır. Çağımızın metafiziği, artık akılsal metafizik aşamasına girmiş bulunmaktadır.

            Dogmadan beslenen inançlar, düşünce özgürlüğünü yok eder, baskı yöntemleri oluşturur. Bu tür mutsuzlukları, akılcı gelişimi engelleme çabasını tarih boyunca sürdürmüş olan tüyler ürpertici dogmalar yeterince kanıtlamaktadır.

            Gerçek bilgi, duygu ve inanç,  yalnız hoşgörülü bir ortamda verimliliğini sürdürebilir. Bu konuda, Alman düşünür Ludwig Keller’e hak vermemeye imkân yok; nitekim hoşgörüyü onun tanımlaması, hiç kimseninkine benzememekte ve Keller bu konuda şöyle demektedir: “…Gerçek hoşgörü, “Evrenin Ulu Yaratanı” inancını bile zorla kabul ettirmeyen, yıkıcı olmayan inkârcılığa tahammülü öğreten bir hoşgörüdür…”.

Cevad Memduh ALTAR
(Ankara, 1977)