Cevad Memduh Altar / Eleştiri / CHOPİN FİLMİ MÜNASEBETİYLE
Cevad Memduh Altar1902-1995
English | Français | Deutsch | Italiano | Español

ESERLERİELEŞTİRİ

Bu belgeyi Word Dökümanı Olarak İndirebilirsiniz!

Sanat ve Edebiyat Gazetesi
11 Ocak 1947
Sayı: 2

CHOPİN FİLMİ MÜNASEBETİYLE

            Amerikan filmciliğinin en güzel örneklerinden biri olan Chopin filmi, memleketimizde büyük ilgi uyandırdı. Kuvvetli bir sermaye mahsûlü olduğu kadar, yüksek bir sanat eseri olduğuna da şüphe edilmeyen bu filmi tenkit edecek değiliz. Ancak film ile realite arasında bazı noktaların aydınlanmasına çalışmak, belki de filmin sanat değeri üzerinde objektif bir görüşe varılabilmesini sağlayacaktır.

            Mevzuunu [konusunu] daima hayattan alan sanat, hiçbir vakit realite uygunluğu ile ölçülemez. Bu takdirde Chopin’in hayatından mülhem [esinlenmiş] bir film icracılığının, bir hal tercümesi [biyografi] karakteri arz etmeyeceği tabiidir. Onun için bu filmin senaryosu, Chopin’in hayatında göze çarpan “vatan” ve “sanat” sevgisi gibi iki ana mefhumu [kavramı] alabildiğine idealize etmek suretiyle hazırlanmış, böylelikle hal tercümelerinden alınacak mevzulardan ideal bir sanat eserinin nasıl yaratılabileceği problemi de kesin olarak açıklanmıştır. Bu da gösteriyor ki, Chopin filmi bir realitenin tekrarı değildir. Nitekim memleket acısını yakından tatmış olan Chopin’in vatanseverliği bu filmde üstün bir zevkle idealize edilmiştir.

            Büyük sanatkârın George Sand ile olan münasebeti, hakikatte büsbütün başka safhalar arzetmektedir. Acaba Chopin George Sand’ı yahut ta George Sand Chopin’i sevmiş midir? Hakikatte kesin olarak bilinen bir şey varsa, o da Chopin’in yalnız sanatını sevmiş olmasıdır. Esasen George Sand gibi otoriter bir kadının günün birinde Chopin’i terk etmesinin sebebini, onda vefa görmemesinde değil de Chopin’in zamanla kendisini büsbütün sanatının heyecanına kaptırmış olmasında aramak doğru olur. Diğer taraftan George Sand’ın Chopin’e olan ilgisini ana-oğul kompleksi şeklinde izah eden psikologlar da yok değildir

            Filmde Mayorka adasında geçen hayat, dünyanın bütün sevgililerini kıskandıracak kadar ideal ve varlıklı bir hayattır. Halbuki hakikatte ne o gıpta edilecek hayat, ne de o mükellef malikâne vardı. Filmdeki Mayorka günlerinin realiteye tamamen uyan tarafı, Chopin’in ilk olarak bu adada vereme tutulması ve Prelüd’lerinin bir kısmını gene bu adada yazmış olmasıdır. Yoksa her ikisinin de Mayorka’da paraları kalmamıştı. Ev kirasını ödeyemez bir hale düşmüşler, ellerinde avuçlarında ne varsa satmışlardı. Hattâ günün birinde civardaki yıkık bir manastıra sığınmak zorunda kalmışlardı. Diğer taraftan Chopin ilk olarak bu adada fazla miktarda kan kaybetmişti. Sanatkâr o derece zayıf düşmüştü ki, Barselon’a hareket edecek olan gemiye sedye ile taşınmasına mecburiyet hasıl oldu. Bu sefer de hastalığın bulaşacağından korkan ada halkı arasında, sedyeyi taşıyacak dört kişiyi bulmak güç oldu. Bütün bu hadiseler de gösteriyor ki filmin senaryosunun ancak mevzuun idealize edilmesi suretiyle hazırlanmış olması yerinde bir harekettir.

            Chopin’in hocası ile olan münasebeti de filmde oldukça mübalağalı gösterilmiştir. Fakat Paul Muni gibi bir sahne adamını ele geçirdikten sonra, bu münasebetin bu derece idealize edilmesi hata sayılmaz.

            Mayorka adasından dönüşte, birkaç kere yatağa düşen ve her seferinde de tekrar dirilip kendini kıyasıya çalışmaya veren Chopin’in, hayatının son yıllarında geniş ölçüde turneye çıkması tamamen doğrudur. Bu sıralarda sanatkâr, George Sand’dan ayrılmış bulunuyordu. Hattâ günün birinde ahbap ziyaretinden dönerken, merdivenin orta yerinde George Sand ile karşılaşan ve sözü kısa kesip yoluna devam etmek zorunda kalan Chopin, dostlarından birine, o günün hatırasını şöyle anlatmıştır: “Geri dönmeyi çok isterdim ama benim için merdiven çıkmak o kadar mühim bir iş ki…”. Bundan da anlaşılıyor ki Chopin, ayrılmalarından uzun bir zaman sonra bile George Sand’ı unutmamıştır.

            Bütün bu mukayeseler, Chopin filminin, büyük sanatkârın hayatından alınmış önemli hadiseleri idealize etmek suretiyle meydana getirilmiş bir sanat eseri olduğunu açıklıyor. Filmin bazı yerlerinde Chopin’i yüksek bir başarı ile karakterize eden artistten dinlediğimiz piyano müziği1, eserin sanat muhtevasını [içeriğini] büsbütün yükseltmiştir. Çeşitli sahnelere fon olarak refakat eden Chopin aranjmanlarının “Leitmotif”i andıran cümleleri ise, bazı reel hatıraları büsbütün asilleştirmekte ve Wagner’vari bir ifade tekniği ile sembolize etmektedir. O halde bu film hakiki mânâda bir sanat eseridir; ve yalnız bir sanat büyüğünün hayatını canlandırmakla kalmamış, aynı zamanda temsil, müzik ve resim gibi sanatların en ideal bir sentezi halinde, seyredenlerin sevgisini kazanmıştır.


1 Film, Amerika’nın tanınmış piyanisti Iturbi’nin plaklarıyla senkronize edilmiştir.