Cevad Memduh Altar / Radyo / Doğumunun 100. Yıldönümünde
Cevad Memduh Altar1902-1995
English | Français | Deutsch | Italiano | Español

RADYO

Ankara Radyosu
29.11.1962’de
Saat: 22.15-22.45
(22.11.1962’de banda alındı.)

Doğumunun 100. Yıldönümünde
CLAUDE DEBUSSY
(1862-1918)

            Sanat dünyası bugünlerde Debussy’nin 100. doğum yılını anıyor. Yalnız Fransa için değil, Batı uygarlığına yönelen bütün uluslar için de büyük önemi olan Debussy, 20. yüzyılın başında müzik sanatına yepyeni bir yaratış getirmiştir. Geçen yüzyılın ikinci yarısında, önce resim sanatında yer alan bu yenilik, sanat tarihinin belirli bir süresi içinde “Empresyonizm” [İzlenimcilik] adıyla anıldığı içindir ki Debussy de müzik sanatının ilk empresyonisti olarak tanınmıştır; böylece empresyonizm alanında özel bir müzik literatürüne başlangıç olan ilk eserler meydana gelmiş oldu.

            Empresyonizm, genel olarak sanata ve dolayısıyla müzik sanatına ne getiriyordu? Sanat yaratıcılığında bu yenilik, her şeyden önce uzun düşüncelere bağlı felsefe veya metafizik problemlerine sanatta artık yer verilmediğine inanıyordu. Diğer taraftan empresyonist anlayış, sanatçıyı, doğadan veya olaylardan bir an içinde elde ettiği izlenimi, eserinde sanki canlı olarak yaşatmaya zorluyordu. O halde bu sanat, yaratıcılıkta problemli düşünceye karşı gerçekten cephe almıştı. Bununla beraber, hangi sanatta olursa olsun, ani bir yaşanışın esprisi, düşünceye düşman bir espri olma durumuna da hiçbir vakit düşmemişti. Aradaki fark, Klasiklerde veya Romantiklerde, müzikal cümlenin kuruluşunda, hattâ cümlenin tam içinde yer alan problemlerin heyecanı göreni veya dinleyeni doğrudan etkisi altına alırken, Empresyonist sanatta düşünce değil de ancak bir ânın yaşanışı belirmekte ve dinleyenin veya seyredenin seziş gücüne bağlı bir sembol zihinlerde sonradan meydana gelmektedir.

           Bu duruma göre daima bir problemi, bir felsefesi, kısacası anlatmak istediği şeylerin sembolik bir programı olması gereken Klasik veya Romantik eser, her şeyden önce sanki felsefi veya metafizik bir deyiş olmanın önemini taşımaktadır; Empresyonist eser ise, daha çok görünür bir doğa ve bir yaşanış (izlenim) olma iddiasını gütmektedir. Meselâ 19. yüzyıl sonlarına doğru, Fransa’da büyük ressam Renoir, Sisley veya Manet gibi sanatçıların elinde, renk ile ışığın bir titreşim ve bir kaynaşma halinde eserde ön planı alması ve bu arada gevşek ve hareket hissi doğuran bir teknikle işlendiği için detay vermeyip, ancak bütün olarak bir anlam elde edebilen, bu durumda da sanki görünür bir dünyaya bağlı olma izlenimini açıklayan Empresyonist sanat, seyirciyi, önce fiziki bir âleme yaklaştırmakta ve elde edilen süratli bir yaşanışın etkisi altında, sonradan ister istemez bir düşünce veya sembole çekip götürmektedir. Halbuki, Leonardo da Vinci veya Beethoven, eserlerini anlamaya çalışanları, yukarıda açıkladığım yolun tamamen aksine olarak, daha ilk karşılaşmada, teoloji, felsefe veya metafiziğin derinlerine doğru çağırmakta, gerek şekle, gerek içeriğe bağlı klasik sembolleri az çok çözebilecek bir kültüre sahip olmayı şart koşmaktadır. Fransız resmi empresyonistleri, bu türlü bir anlayışın aleyhinde oldukları içindir ki, gevşek ve yarım kalmışa benzeyen eserleriyle uzun zaman küçümsenmişlerdir. Ne gariptir ki, başlangıçta aleyhtarları tarafından kendilerine sırf alay maksadıyla verilen “izlenimci” (empresyonist) deyimi, sonraları sanat tarihine önemli bir dönemi karakterize eden teknik bir terim olarak geçmiştir.

           Bugün insanlığın, doğumunun 100. yılını kutladığı Debussy, sanatında gerçek anlamda bir izlenimci (empresyonist) idi. Tıpkı ressam Renoir gibi Debussy de, eserlerinde problemden alabildiğine kaçarak, doğanın veya olayların hemen dış görünüşlerine yönelmeye gayret etmişti. Ne çare ki, sanatın kendine özgü düşündürerek yüceltici prensibi, Debussy estetiğinin de gerektirdiği derinliğine bir düşünüşün, sanatseverin gönlünde ister istemez doğup gelişmesine yine de yol açmıştı. Ama her şeye rağmen bu durum bile, büyük sanatçının seslerle resim yapma niteliğine hiçbir vakit engel olmadı.

           Debussy’ye özgü izlenimciliğin en güzel örnekleri olan eserlerden bazılarını burada anmak bile, sanatçının doğa veya olaylar karşısında ansızın beliren izlenimlerini saptama yetisini anlatmaya yeter. Müzik tarihinde önemli bir çığır yaratan Debussy’ye ait empresyonist eserlerden birkaçının, insanda hemen görünür izlenimlere yol açan adlarını burada aynen verelim: “Bir orman tanrısının öğle sonrası prelüdü, 1892”, “Korolu 3 gece müziği: Bulutlar, Şenlikler, Denizkızları, 1899”, “Deniz, 3 parça, 1905”, “Resimler, 3 parça, 1909”, “Peleas ve Mélisande operası, 1902” v.s.

            Yukarıda son olarak adı geçen komik opera Peleas ve Mélisande’ın, sanatçının problemli eser veren Wagner’e meydan okuması esprisi içinde yazılmış olduğu bir gerçektir. Bu eserde, Wagner yaratıcılığının tamamen aksine olarak, heyecan ve dramatik aksiyondan uzak kalan lirik sahnelere, Fransız diline özgü zarafeti ve inceliği dinleyiciye tam olarak tattıran ses partilerine yer verildiği görülmektedir. Diğer yandan Debussy’nin 19. yüzyıl Rus müziğine, yani bir bakıma empresyonizmin kuruluşunda hizmeti olan Mussorgski’ye gösterdiği ilgi de, kendisinin klasik şekilden ayrılma isteğine işaret etmekteydi.

           Romantik müziğin her şeyden önce armonide ve gittikçe yükselen bir ifade heyecanı içinde gelişmesine karşılık, Debussy, yalnız renk yoluyla kendine özgü bir deyiş estetiğine ulaşmıştı. Onun içindir ki, Debussy ile birlikte kaybolan klasik içerik yerine, sanatta yepyeni bir renk tonalitesinin belirmesi, Debussy’nin uygarlık tarihindeki önemini olduğu gibi açıklama bakımından dikkate değer bir kültür olayıdır. Müzikte empresyonizm -bütün aşamalarıyla- zamanımıza kadar uzayıp gelen bir dönemdir. Bu ince ve nükte dolu sanatta her şeyin üstünde yer alan melodi, sanki çok uzak bir mesafeden kopup gelircesine kulağımıza ulaşmakta, en ilkel araçlarla da elde edilebilen empresyonist hazzın büyüklüğüne bizleri hayran bırakmaktadır. Bu da gösteriyor ki, Debussy’nin Müzik Empresyonizmi alanında yarattığı büyük dönemi, sanatta ancak “Saf müziğe dönüş” diye yorumlamak yerinde olur.

Cevad Memduh Altar