Cevad Memduh Altar1902-1995
English | Français | Deutsch | Italiano | Español

TİYATRO RAPORLARI

Reşat Nuri Güntekin raporu

31.12.1934

Musiki ve temsil akademisi hakkında

Yüksek Vekâlete

Yüksek Vekâletin 90126 numaralı ve 22/II/934 tarihli emirlerine cevaptır:

Ankara’da kurulması kararlaşan Musiki ve Temsil Akademisi hakkındaki on sorguya sıra ile cevap veriyorum.

Musiki kısmı hakkında arza değer bildiğim ve fikrim olmadığı için yalnız Tiyatrodan bahsetmek mecburiyetindeyim:

  1. Musiki ve Temsil Akademisi bir umum müdürün idaresi altında iki ayrı şubeden teşekkül etmeli ve her şube bir ayrı şefin idaresine bırakılmalıdır

    Fransa, Almanya gibi ileri memleketlerde tiyatro mektebi talebesi onar onikişer kişilik gruplara ayrılır ve her grubun bütün tiyatro terbiyesi bir muallimin [öğretmenin] eline bırakılır. Tıpkı Güzel Sanatlar Akademisindeki resim tedrisatımız gibi.

    Yeni Rusya’da ise talebe diğer mekteplerde olduğu gibi yetişir, yani muhtelif dersleri muhtelif muallimlerden görür. (Rusya’da müesseseye alacakları kadar kadın ve erkek talebe alıyorlar. Bunların hepsini bir arada okutmağa başlıyorlar. Bir müddet sonra istidatlar [yetenekler] anlaşılıyor. Artistliğe kabiliyeti olanlar artistliğin muhtelif şubelerine ayrılıyorlar. Geri kalanlar dekorculuk, tiyatro makinistliği, aksesuvarcılık ve saire gibi kısımlara veriliyor. Bu suretle kimsenin sonradan sokağa atılmasına ve devlet parasının ziyan olmasına meydan kalmıyor. Mesela Özbegistan gençlerinden toplanmış bir grup bu suretle yetiştirilip sınıflara ayrıldıktan sonra -Aktörlük, Rejisörlük, Dekorculuk gibi bütün işler kendi taraflarından yapılmak üzere- birkaç numune [örnek] piyes hazırlayıp oynatıyorlar. Bu tecrübe piyesleri mektep tarafından beğenilir ve trupun kendini idare edebilecek bir şekilde yetişmiş olduğuna hükmedilirse, mezuniyet vesikası [diploma] veriliyor ve trup memleketine gönderiliyor.)

    Fransa ve Almanya’daki muhtelif grupları tek muallime teslim etmek usûlü daha mütekâmil [gelişmiş] bir şey olmakla beraber biz Ruslarınkine benzer bir teşkilat yapmağa mecburuz, çünkü her şeyden evvel memleketimizde bir grubun bütün tiyatro terbiyesini tek başına üzerine alacak şahıs yoktur ve yabancı memleketlerden getirilmesi de mevzuubahis [söz konusu] olamaz.

    Bu arz ettiklerime göre bizim için en iyi şekil, tiyatro mektebi kadromuzun bir teknik şef idaresi altında lüzumu kadar muhtelif ders mualliminden teşekkül etmesi olacaktır.
  2. İkinci sorguya cevap verebilmek için en önce Tiyatro Akademisinden beklenen hizmeti nasıl anladığımı arz edeceğim.

    Temsil Akademisinin başlıca gayesi, edebiyatı ve tiyatroyu hakkiyle anlamış kültürlü artist yetiştirmektir.

    Bütçedeki paramız azsa ona göre daha az miktarda talebe alabiliriz. Fakat bu gayeden hiçbir fedakârlıkta bulunamayız. Başka memleketlerde tiyatro mektebine gelen talebe oldukça iyi bir tahsil görmüştür. Fazla olarak zengin tiyatro görgüleri vardır. Küçük yaştan itibaren mektepte, şehirde iyi tiyatro görmüştür. Orada tiyatro mektebinin vazifesi bu kursu, sağlam temel üzerinde işlemekten ibarettir. Biz bu temeli de tiyatro mektebinde hazırlamağa mecburuz. Şüphesiz ki mektebe alacağımız talebeyi tahsil görmüşlerin en iyilerinden ayırmak elimizdedir. Fakat en iyi tahsil görmüşlerimizin de dağarcığında edebiyat, dil, tiyatro görgüsü ve saire cihetinden pek az işe yarar şey vardır. Binaenaleyh [dolayısıyla] alınacak talebeyi iyi seçmek ve bunlara iyi bir edebiyat, dil ve tiyatro terbiyesi vermek bizim için bir zarurettir.

    İleri garp [Batı] memleketlerinde malûmat [bilgi] ve kafa itibariyle aşağı bir talebe birinci sınıf bir artist olarak yetişmeyebilir. Kendi başına bir yaratma işi yapamayabilir. Fakat görgülerinin zenginliği sayesinde hiç olmazsa başka büyük artistlerin nasıl oynadıklarını, nasıl söylediklerini, muhtelif ruh haletlerini [ruhsal durumlarını] nasıl jestlerle ifade ettiklerini görmüştür. Onları taklit yoluyla ikinci ve üçüncü derecede bir artist olarak yetişmek daima kendi elindedir.

    Bizde tiyatro en geri bir müessesedir. Ne eserimiz, ne aktörümüz yok gibidir. Bir iki istisna ile olanların da edebiyat ve sanat terbiyeleri eksiktir. Şehir tiyatromuzda halkın çok tuttuğu ve sevdiği artistler vardır. Fakat bunlar maalesef cahil oldukları için oynadıkları yüksekçe bir eserin ruhunu kavramalarına, bir tip ve karakteri anlayıp ifade etmelerine imkân olmuyor. Tiyatromuzun senelerden beri ilerleyememesinin baş sebebi budur.

    Bizde ecnebi bir rejisörün muvaffakiyetle [başarıyla] çalışmasına imkân yoktur. Bir kere dilimizi bilmez, her fikrin kelimesi ile telâffuzu, entonasyonu arasındaki kıymet ve zevk rabıtalarını [bağlarını] anlayamaz. Nihayet Türk milleti yaşarken muhtelif duygularını muhtelif sesler, entonasyonlar, jest ve mimiklerle ifade eder. Tiyatro sanatımızın ilerlemesi demek, bu mimikler, jestler ve entonasyonların artist tarafından yakalanarak sanatlaştırılması, tiyatrolaştırılması demektir. Bunlar başka memleketlerde âdeta tedvin edilmiştir [derlenmiştir]. Rejisörün bilgisinin büyük kısmını bunlar meydana getirir, bu kaidelere göredir ki rejisör artiste filan fikri filan şekilde ifade etmesini tavsiye eder. Bizim tiyatromuzda garplı [Batılı] bir rejisörün kendimizi ifade noktasından talebeye öğretecek bir şeyi yoktur. İlerisi için ümidimiz, edebiyat ve tiyatro eserlerini hakkiyle anlayan ve binnetice [neticede] duyan artistlerdedir. Bunlar temsil ettikleri bir tipi, bir karakteri, bir ruh haletini ne zaman bütün kuvvet ve hakikatle, bütün kompleksitesi ve nevansla [?] duyarlarsa o zaman kendilerinden bir yaratma işi yapacaklar ve bunların birikip tedvin edilmesidir ki Türk tiyatrosunu meydana getirecek müstakbel rejisörlere talebeyi hazırlamak için muhtaç oldukları kaide kitabını verecektir.

    Yukarıda arz ettiklerime göre bizim için yapılacak en iyi teşkilat şudur:

    Bütçemizin müsaadesi nisbetinde otuz, kırk veya daha ziyade talebe almalı, talebeyi alırken gerek tahsil, gerek istidat ve bedenî kabiliyet itibariyle iyi seçmeli, okutulacak sınıf dersi bilhassa edebiyat olmalıdır. Talebeye edebiyat derslerinde bol metinler okutulacak, onlardaki lisan güzellikleri, fikir incelikleri duyurulacak ve kavratılacaktır.

    Artist için ilk meziyet eseri anlamak, sonra onu lazım gelen ses ve telaffuzla okumaktır. Jest ve mimik bunlardan sonra kendiliğinden gelecek şeylerdir.

    (Edebiyat derslerinde talebeye tetkik ettirilecek eserlerin mutlaka tiyatro eserleri olması lazım gelmeyeceği için muallim Türk edebiyatında birçok güzel nazım ve nesir parçaları bulmakta güçlük çekmeyecektir.)

    Talebenin mektepte görmesi lazım gelen ilk ehemmiyetli sınıf dersi tiyatro dersidir. Tiyatro dersinden maksadım tiyatro tarihi, tekniği, makyaj filan gibi dersler değildir. Bunların talebe yetiştirmekte pratik bir rol ve faydaları yoktur. Olsa olsa yetişmiş talebenin nazari bilgilerini tamamlamağa yararlar ki bu da çok sonra düşünülecek bir meseledir.

    Tiyatro dersi muhtelif dünya şaheserlerinin en karakteristiklerini talebeye sınıfta kitap gibi okutarak ruhlarını anlatmaktan ibarettir. Bu âdeta bir nevi metinler şerhi [bir tür metin yorumlaması] dersi olacaktır. Muallim eserin umumi manasını ve can noktalarını izah ettikten sonra içindeki her tip, her karakter hakkında malûmat verecektir. Meselâ Molyer’in “Hasis”ini [Cimri] okuyan talebe, Harpagon’un nasıl bir insan olduğunu, piyesteki sözlerinden her birinin nasıl bir iç aleminin ifadeleri bulunduğunu görecektir. Muallim bu okunan piyeslerdeki en ehemmiyetli sahneleri ayırarak bilhassa üzerlerinde duracak, talebeye okuma ve telâffuz egzersizleri yaptıracaktır.

    Talebenin tiyatro kültürünün temel taşını bu nevi kıraatler [okumalar] vücuda getirecektir. Çocuklar tiyatronun hakiki manasını bundan öğrenecekleri gibi, muhtelif neviler [türler] ve temaşa [tiyatro] tarihi hakkındaki nazari [kuramsal] bilgileri de bundan çıkaracaktır.

    Ancak şunu da söylemek lazımdır ki memleketimizde tiyatro tedrisatının en güç yürüyecek kısmı budur ve sebebi Türkçede bu derslere mevzu [konu] teşkil edecek kıymette (telif ve tercüme) eserlerin bir düzineye bile çıkmamasıdır. Yapılacak ilk işlerden biri, büyük dünya şaheserlerinden mümkün olduğu kadar fazlasını vakit geçirmeden temiz bir Türkçe ile dilimize çevirtmektir. Bunu yapmadığımız takdirde bütün emek ve masrafın boşa gideceğine ve eldeki mevcut ile talebeye bir tiyatro terbiyesi vermenin katiyen mümkün olmayacağına kaniim [inanıyorum].

    x x x

    Talebenin amelî ve tatbikî [uygulamalı] olan derslerine gelince, bu her zaman her tarafta yapıldığı gibi mektebin sahnesinde talebeye mütemadiyen [sürekli olarak] piyes hazırlatmaktır.

    Muallim her rol için muhtelif talebeler ayırır. Eserin büyük ve ehemmiyetli sahnelerini talebeye prova ettirmeğe başlar. Bu prova da hakikatte en iyi bir tiyatro dersidir. Bu büyük sahneler epeyce pişirildikten sonra eserin diğer kısımları da prova edilerek hazırlanır ve böylece uzun bir çalışmadan sonra nam [seyredilecek] bir piyes meydana çıkmış olur ki icabında numune [örnek] piyesi olarak halka da temsil edilebilir. Çocuklar ilk zamanlarda hiçbir jest, mimik yapmayacaklar, yalnız uzun zaman temiz bir ses ve telâffuzla eseri okumakla iktifa edeceklerdir [yetineceklerdir]. Jest ve mimik bu derin anlayışın neticesi olarak sonradan kendi kendine doğacaktır. Tiyatromuzu şehir tiyatrosunda ve Halk Evi tiyatrolarında gördüğümüz teatral jestlerden, kaba ve yalancı heyecanlardan, gülünç hitabet seslerinden kurtarmak, bu belaları memleketten kovmak için başka çare yoktur.

    x x x

    Talebe ara sıra imtihandan [sınavdan] geçmeli ve artistlikte muvaffak [başarılı] olamayacağı görülenler dekorcu, makinist sınıflarına verilmelidir. Bu suretle tiyatronun birçok ehemmiyetli işçileri gene kendi aralarından yetişeceği gibi birkaç sene müesseseye talihini bağlamış çocukların sokağa atılmalarına meydan bırakmaz ve bu iyi yetişmiş gençlerin mektebe rağbet göstermelerini temin eder.

    Tiyatro Akademisinden beklenilecek hizmeti nasıl anladığımı ve bu gayeye erişmek için nasıl bir teşkilat yapmak ve program tatbik etmek lazım geldiğini umumi çizgilerle arz ettim. Bu tarzda çalışmanın başka bir iyi tarafı vardır ki onu da müsaadeleriyle ilave edeyim: gelecek sene bütçelerinde bu işe ne kadar para ayrılabileceği malûm değildir. Fazla para tahsis edilebilirse tabii çok iyi olur. Fakat para az çıkarsa kaybedilecek şey sadece mektebe daha az sayıda talebe kaydedip yetiştirmekten ibaret kalır. Yani zarar yalnız kemiyetine [niceliğine] dokunur. Çıkarılan işin cinsine, keyfiyetine pek tesir etmez.

    Gerek malî vaziyetimiz, gerek elimizdeki insan elemanı itibariyle bundan daha geniş ve gösterişli bir teşkilatla işe başlamak sonsuz bir maceraya atılmak olacağı kanaatindeyim.
  3. Musiki ve Temsil Akademisi ile Musiki Muallim Mektebinin gaye ve çalışma tarzları arasında bir bağ ve yakınlık göremem. Bunların ayrı ayrı yerlerde çalışmaları müraccah olur [tercih edilir]. Fakat mademki Temsil Akademisinin Musiki Mektebi içinde yaşamasında, yeni Akademinin Musiki Mektebi binası içinde çalışmasında zaruret var, müşterek bir umum müdürün idaresi altında olmasında bazı idare memurlarının ve ders muallimlerinin müşterek bulunmasında bir zarar yoktur. Fakat gerek musiki, gerek temsil kısmını idare eden şeflerin işlerine taallûk eden [ait olan] noktalarda müstakil [bağımsız] olmaları mutlaka lazım geldiği gibi, tiyatro talebesi de diğer talebe ile karışık yaşamamalı, mektebin ayrı bir dairesini işgal etmelidir.

    Tiyatro talebesi ilk zamanlarda diğer talebe ile bir arada ve bir rejim altında yaşamağa başlasa bile bir zaman sonra, bütün dünyada bu nevi müesseselerin ne gibi müderrisleri [öğretmenleri] varsa onlar bizimkinde de kendiliğinden doğacak ve her iki kısım talebeyi birbirinden ayırmak mecburiyeti kendini gösterecektir.
  4. Opera ve musiki işlerinde esaslı bir fikrim olmadığı için filarmonik orkestranın yeni teşekkül içinde nasıl yer alacağı hakkında bir şey söyleyemeyeceğim.
  5. Tiyatro kısmında temsil şubesinin nasıl bir ders programı yapması lazım geldiğini ikinci maddede arz ettim.

    Opera şubesi hakkında söyleyebileceğim şey, opera talebesinin, edebiyat ve sanat kültürünü temin maksadiyle temsil şubesinde açılacak dersleri temsil talebesiyle beraber görmesinin muvafık [uygun] olacağından ibarettir.

    Balet talebesinde aranacak şerait ve vasıflar [koşullar ve nitelikler] büsbütün ayrı mahiyette şeyler olduğu için bunlar ayrı bir tek dershanede kendi başlarına yetiştirilmelidir.
  6. Bu sorgunun cevabı ikinci maddede kısmen verilmiştir. Müessesenin orada arz ettiğim gayesine göre tiyatro mektebinin asgari tedris [öğretim] personeli şudur:
    1. Şubenin bütün teknik işlerini idare edecek bir şef rejisör,
    2. Ecnebi edebiyat ve tiyatrosunu da iyi bilen kuvvetli bir edebiyat muallimi,
    3. Her gün mektebin tecrübe sahnesinde muntazaman yapılacak egzersiz ve provaları idare edecek bir muallim.
    Bu esas personel kadrosu fonksiyonlara göredir. Yoksa iki iş aynı şahısta birleşebileceği gibi, bir iş de muhtelif şahıslar arasında taksim edilebilir [paylaştırılabilir]. Kadro görünüşte küçüktür, fakat matlup vasıflara [istenilen niteliklere] sahip şahısları bulup müesseseye bağlamak çok güç olacaktır.

    Bu gibi mekteplerde bulunması faydalı olan tarih, beden terbiyesi, bedii dans [bale] ve saire gibi dersler fazla masrafa ihtiyaç göstermeden ya Musiki Muallimdeki muallimler yahut hariçten birkaç saat getirilecek hocalarla kolayca idare edilebilir. Kostüm ve kıyafet tarihi, jest mimik gibi şeyler müessesenin tam inkişafından sonra düşünülecek şeylerdir.
  7. Temsil Akademisi hakkında söylemeyi faydalı bulduğum şeylerin hülâsasını diğer sorgulara verdiğim cevaplara dağıtmış olduğumdan, meselenin derin teferruatına [ayrıntılarına] girmeden başka bir maruzatta bulunmaya [dilekte bulunmaya] burada lüzum ve imkân bulamıyorum.
  8. İstanbul’da bu meseleler hakkındaki kuvvetli anlayışına ve bilgisine emniyet ettiğim tek şahıs Ertuğrul Muhsin’dir. Sualler üzerine kendisiyle uzun uzadıya konuştum. Gerek esaslar ve gerek tatbik kabiliyetleri [uygulanma olanakları] hususunda hemen tamamiyle mutabık kaldığımızı [anlaştığımızı] arz edebilirim.
    Tiyatro mektebi için Avrupa’dan bir tek mütehassıs [uzman] getirmek kâfidir. Aynı zamanda işin yürümesi için bunun zaruri olduğunu da arza mecburum. Bu gibi mekteplere Avrupa’daki emsallerinin [benzerlerinin] havasını ve çalışma tarzını temin için mutlaka bir ecnebiye ihtiyacımız vardır. Aksi halde mektebin normal inkişafını yapamaması, bir daha döndürülemeyecek yanlış bir yola sapması ve ilk adımda zararlı an’aneler [gelenekler] yaratmağa başlaması pek mümkündür.

    Bu mütehassıs mektepte yaşama ve çalışma tarzını tesbit edecek, bunların tatbikına [uygulanmasına] bakacak, dekor, mizansen, makyaj, aksesuvar, ve saire gibi işlerde bir iş başı vazifesini görecektir.

    Bu ecnebinin temsil şubesi şefliğini yapması mümkün olduğu gibi bu işte şefin müşavir [danışman] ve yardımcısı da olabilir.

    Türkçeyi bilmemekle beraber tecrübe egzersizlerini ve provalarını yapacak rejisör muallime de böyle bir mütehassısın [uzmanın] büyük yardımı dokunacaktır.

    Yirmi iki sene evvel Şehremaneti [Belediye] İstanbul Darülbedayiini [Güzel Sanatlar Akademisini] tesis için Avrupa’dan meşhur Antuvan’ı [André Antoine] getirtmişti. Antuvan, Fransa’da tarih ve inkılap yapmış bir tiyatro mucidi idi. Bugün memlekette tiyatro namına ne kadar iyi şey varsa onun dört aylık çalışmasının eseridir. Bugün bu kuvvette bir mütehassıs getirtmek maddeten imkânsızdır. Fakat eski Komedi Fransez görevlilerinden, mütekait [emekli] rejisörlerden ikinci sınıf mütevazı bir iş adamı bulmak mümkündür ve pek fazla fedakârlığa mütevakkıf değildir [gerektirmez].
  9. Bu işler hakkında Ankara’da etraflı bir görüşme yapılmak muvafık [uygun] görüldüğü takdirde çağrılmasını çok faydalı gördüğüm şahıs, Şehir Tiyatrosu Rejisörü Ertuğrul Muhsin’dir. İşin pratik tarafını etraflı surette bilmeden yapılacak parlak tekliflerin, ortaya atılacak kitap ve estetik nazariyelerinin davayı tehlikeye koymasından korktuğum için kendi kalemimle başka bir isim teklifine cesaret edemeyeceğim. Maamafih [gerçi] iyi tiyatro muharrirlerimizden [yazarlarımızdan] Mahmut Yesari’nin de tiyatro meseleleriyle oldukça derin iştigali [uğraşması] ve tiyatronun iç işlerine vukufu [bilgisi] vardır.

Maruzatımın [dileklerimin] bundan ibaret olduğunu arz ve derin saygılarımı sunarım.

Müfettiş

Reşat Nuri

31.12.1934